Yazar

İlgi alanlarım: Yönetim, Sosyal Bilimler, Liderlik, İşletme, Strateji, Örgütsel Davranış, Kişilik testleri, gelişim yöntemleri, Küresel Mevzular, Psikoloji, Teknoloji, İş Yaşamı, Toplum Üye olduğum dernek ve klüpler: Uluslararsı Lions, Kazasker Lions Kurucu Baskanı, Dusod Kurucu Baskanı, İstanbul sakatlar dernegi. Yaşam Tasarım Uzmanı-ICF Üyesi KOÇ Uluslararası Koçluk Federasyonu üyesi Yazar-Maliye Maliyet-Otel Yönetimi- Şirket Yönetimi Uzman Coaching Akademi denge eğitim merkezi sertifikalı

Sunday, July 20, 2008

ÇANKIRI ADI NEREDEN GELİYOR
Orta Kızılırmak bölümünde bir ilimizdir. İç Anadolu’daki bu ilimiz ilk çağda “Gangra” sözcüğü ile anılırdı. Gangra Kalesinin de içinde kuruluydu. Yakın zaman kadar Çankırı ilimiz “Çangırı” “Çenğiri” deniyordu.
Pontus, Roma, Arap ve çeşitli Anadolu beyliklerinin egenliği altında kalan Çankırı Birinci Murat zamanında Osmanlı topraklarına katıldı.

DİYARBAKIR ADI NERDEN GELİYOR
İran, Arap, Bizans ve Selçuklu egemenliğinde kalan şehir, 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katıldı.
Eski adı Amida’dır. Yunan ve Latin kaynaklarında böyle görülür. İslam eserlerinde “Amid” Hamid demek. Dede Korkut kitaplarında bu isme raslanır. İbni Valil adlı göçebe Arap boyu bu çevrede dolaştığından 8. yüz yüzyılda Abbasiler buraya ana bölge anlamına gelen Diyarbakır adını verdiler.
Atatürk 1937 yılında, İl topraklarında zengin bakır madeni bulunduğundan Bakanlar kurulu kararı ile şehrin adını değiştirip, “ Bakır ülkesi” anlamına gelen Diyarbakır ismini verdi.

MERSİN ADI NEREDEN GELİYOR
Mersin Şehrinin yakınlarında eskiden MERSİNLİ adında bir aşiret varmış. Bu aşiret Türkistan’dan gelen aşiretlerdenmiş. MERSİN adı ile Anadolu'da daha yedi, sekiz tane köy vardır ki, MERSİN adı bu Mersin adındaki Türk Oymağının adına göre konmuştur. Yoksa Mersin'deki Mersin ağacından dolayı buranın adı MERSİN konmuş değildir.

İSTANBUL'UN ADALARI
Yassıada ve Sivriada iki hayırsızadadır. Biri sivri biri yassı olduğu için bu isimleri aldı. Sedef Adası zaman zaman sürgün yeri olarak kullanıldı, ama zaman zaman da koruma altına alınarak yeşillendirildi. Bazen de 1. Dünya Savaşında olduğu gibi adanın bütün ağaçları kesildi. Tavşan bol olduğu için Tavşan Adası adıyla da anıldı. Özel mülkiyete dönüştürüp buraları kendilerine göre yaşanır hale getirenler de oldu. Ağaçlar ekildi, hayvan çeşitliliği sağlandı.
Marmara Denizi'nde, İstanbul'a bağlı, Burgaz Adasının karşısında özel mülkiyet elinde bir ada vardır. Adaya vapur seferi yoktur. Uzunluğu yaklaşık birkaç yüz metre olan bu ada eskiden sürgün yeri olarak da kullanıldı. Eski adı Pita. Daha sonra evrim geçirip pide adası olarak da anılır. Daha sonra kaşığa benzeyen görünümünün dolayı Kaşık Adası olarak anıldı. Adanın sahibi 1950'li yıllarda Rum aile Dalon adında bir aileydi. Daha sonra bu ada bir turizm şirketine satıldı. Şirket adaya inşaat yapmak istedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koruma adına izin vermedi. Şu an bu adada 5 bekçi ve 10-15 vahşi köpek, iki küçük ev ve basit bir liman vardır.
Her alanda olduğu gibi adaların içinde de bazıları, özelliklerini korumayı başardı. Yaşayan halkın sevgisini kazandı.
Yabancılar tarafından Marmara denizimizdeki adalar PRENS adaları olarak bilinir. Bizde pek kullanılmayan ve halk tarafından da benimsenmeyen sözcüğün içine giren adalardan Heybeliada, İstanbul Prens takımadasının en yeşil adasıdır. Eski adı Rumca bakır anlamına gelen Halki'dir. Uzaktan bakıldığında gerçekten bir heybeye de benzetilebilir.
Büyükada için büyük anlamına gelen prinkipo sözcüğünden yola çıkılır. Prinkipo, yunanca "büyük" demektir. Büyükada İstanbul adaları'nın en büyüğüdür. Kınalıada adını, ada toprağının kızıla çalan renginden alıyor. Artık pek bu rengi görmek mümkün değil; ama Kınalıada'ya yaklaşırken, neredeyse adayı çepeçevre saran kumların rengini hemen görüyorsunuz. İstanbul Adaları
Bu haftaki yazımızı Dusod Kampında yazı eğitimi verdiğimiz Asena ve Beliz Eker hazırladı. Asena İlhami Ahmet Örnekal İlköğretim okulundan mezun, OKS ile yerleştirilmeyi bekliyor. Beliz İstanbul Koç Vakfı Özel Koç İlk Öğretim Okulu öğrencisi. İki öğrenci de fotoğraf çekti yazı etkinlikleriyle tatillerini değerlendirdi. Beliz ve Asena adalarımız hakkında topladıkları bilgileri bize yazdılar. Yassıada ve Sivriada iki hayırsızadadır. Biri sivri biri yassı olduğu için bu isimleri aldı. Sedef Adası zaman zaman sürgün yeri olarak kullanıldı, ama zaman zaman da koruma altına alınarak yeşillendirildi. Bazen de 1. Dünya Savaşında olduğu gibi adanın bütün ağaçları kesildi. Tavşan bol olduğu için Tavşan Adası adıyla da anıldı. Özel mülkiyete dönüştürüp buraları kendilerine göre yaşanır hale getirenler de oldu. Ağaçlar ekildi, hayvan çeşitliliği sağlandı.
Marmara Denizi'nde, İstanbul'a bağlı, Burgaz Adasının karşısında özel mülkiyet elinde bir ada vardır. Adaya vapur seferi yoktur. Uzunluğu yaklaşık birkaç yüz metre olan bu ada eskiden sürgün yeri olarak da kullanıldı. Eski adı Pita. Daha sonra evrim geçirip pide adası olarak da anılır. Daha sonra kaşığa benzeyen görünümünün dolayı Kaşık Adası olarak anıldı. Adanın sahibi 1950'li yıllarda Rum aile Dalon adında bir aileydi. Daha sonra bu ada bir turizm şirketine satıldı. Şirket adaya inşaat yapmak istedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koruma adına izin vermedi. Şu an bu adada 5 bekçi ve 10-15 vahşi köpek, iki küçük ev ve basit bir liman vardır.
Her alanda olduğu gibi adaların içinde de bazıları, özelliklerini korumayı başardı. Yaşayan halkın sevgisini kazandı.
Yabancılar tarafından Marmara denizimizdeki adalar PRENS adaları olarak bilinir. Bizde pek kullanılmayan ve halk tarafından da benimsenmeyen sözcüğün içine giren adalardan Heybeliada, İstanbul Prens takımadasının en yeşil adasıdır. Eski adı Rumca bakır anlamına gelen Halki'dir. Uzaktan bakıldığında gerçekten bir heybeye de benzetilebilir.
Büyükada için büyük anlamına gelen prinkipo sözcüğünden yola çıkılır. Prinkipo, yunanca "büyük" demektir. Büyükada İstanbul adaları'nın en büyüğüdür. Kınalıada adını, ada toprağının kızıla çalan renginden alıyor. Artık pek bu rengi görmek mümkün değil; ama Kınalıada'ya yaklaşırken, neredeyse adayı çepeçevre saran kumların rengini hemen görüyorsunuz.
Prens Adaları; sürgünlerin, işkencelerin, cinayetlerin beşiği olduğu kadar doğal güzellikleriyle ressamlara, yazarlara ve şairlere esin kaynağı oldu. Mimarlık tarihi açısından birçok kilise ve manastırın yanı sıra köşk ve konaklarıyla Aya Yorgi Kilisesi, Cumhuriyet döneminde yapılan Anadolu Kulübü ve Splendid Otel işlevlerini bugün de sürdürmektedir. Adada keçilerin yaşadığı bilinmektedir. Keçilerin ihtiyacı olan taze su ilçenin balıkçıları tarafından bidonlarla taşınmaktadır. Adanın doğal kırlangıç kuşları ve kekik bitkisi bir özellik olarak doğasını güzelleştirir. Büyükada’nın bir diğer özelliği de birçok sinema, tiyatro oyuncu ve sanatçısı ile edebiyatçıların Büyükadada yaşamalarıdır. Ünlü kişilerin yaşadığı adada Hüseyin Rahmi Gürpınarın köşkü müze olarak korunmaktadır. Çağdaş Türk edebiyatının önemli yazarlarından hikayeci Sait Faik Abasıyanık, hayatının bir bölümünü burada geçirmiştir. Burgaz Adası ve diğer İstanbul Adaları, hikayelerinde önemli yer tutmuştur. Abasıyanık'ın Burgaz'daki evi, Sait Faik Müzesi adıyla müze haline getirilmiştir.
BOYABAT
Boyabat ve çevresi eski bir yerleşim yeri olmakla birlikte İlçe M.Ö. 600 yıllarında kurulmuş olup, şehrin eski adı Germanipolis'tir. Boyabat, Boy ve abat kelimelerinden meydana gelmiştir. Boy, uzunluk; Abat ova anlamına gelmektedir. Boyabat’da bu gün okuma yazma oranı %85dir. Boyabat, sportif faaliyetleri ve tesis açısından yeterli durumdadır.İlçemizde 1 adet futbol sahası, 1 adet halı saha, 1 adet kapalı spor salonu, 1 adet açık yüzme havuzu bulunmaktadır. Ayrıca ilçede 3 tane amatör futbol takımı ve 1 adet özel tekvando kursu veren tekvando salonu bulunmaktadır.

DENİZLİ ADI NEREDEN GELİYOR
“Her horoz kendi kümesinde öter,Denızlı horozu ise her yerde öter.”

Denizlili bir iş adamı bütün zenginliğine rağmen hayatındaki eksikliğin horoz sesi olduğunu söyler. Horoz sesleri arasında doğan bu iş adamı altın ve para sesine rağmen horoz sesinin eksikliğini hissetmiştir. Bu iş adamı, horoz sesleri arasında doğmuş ve büyümüştür.

Tarihi kayıtlara göre Denizli şehri ilk olarak Eskihisar köyü civarında kuruldu. Daha sonra suyu daha bol olduğu için şimdiki Kaleiçi’ne taşındı. Selçukluların ilk kez Ladik ismini verdikleri şehrin adı İbni Batuta’nın seyahatnamesinde “Tunguzlu” adıyla geçmişti. Tunguzlu
kelimesi zamanla ağızdan ağıza Denizli haline gelerek kent bugünkü adını aldı.
2007 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre 907 bin 325 kişilik nüfusa sahip olan Denizli’de ekonomiyi; tekstil, tarım, madencilik ve turizm yönlendiriyor.
Buldan bezi ve çırçır tesisleriyle ünlü kentte madencilik ciddi bir geçim kaynağı olduğu kadar, önemli bir ihracat olarak görülüyor. Kentin en önemli turizm merkezi olan Pamukkale ise; her yıl yüz binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.

Denizli’nin sosyal yaşamı, yeni valisi ile daha da renklenecek. Bir önceki görev yeri olan Zonguldak’ta çok sevilen ve başarılı çalışmalarıyla tanınan Vali Yavuz Erkmen, Denizli’deki görevine hızlı başladı. Kentteki tüm sivil topum kuruluşlarını biraraya getiren Erkmen, Denizli’ye çok şey kazandıracak gibi görünüyor.



TOSYA ADI NEREDEN GELİYOR
Efsaneye göre Horasan erenlerinden Hamza Baba yanında dostu Yalınkılıç'la bu topraklara geldiklerinde tarih 1215 yılını gösteriyormuş. Bu bölgeyi o kadar beğenmişler ki yıllarca gördükleri rüyaların gerçekleştiğine inanmışlar, burada kalmağa karar vermişler. Her taraf yemyeşilmiş. Çeşitli ağaçlar, rengarenk çiçekler, cıvıl cıvıl kuşlar, pml pınl akan sular onları adeta büyülemiş. Bu topraklan yurt haline getirebilmek için bütün güçleriyle çalışmışlar, çabalamışlar. Bir gün uzaktan toz bulutunu gören Yalınkılıç:
“Düşman geliyor!” diye seslenmiş. Hamza Baba duymamazlıktan gelmiş. Yalınkılıç tekrarlamış, “Düşman geliyor!” Hamza Baba başını kaldırıp uzun uzun bakmış. “Bayraklarını görmüyor musun? Düşman değil onlar, dost” demiş.
Gelenler Oğuz'un boylarıymış. Onlarla kucaklaşıp, sarmaş dolaş olmuşlar. Kayı'yı Kızgınkaya Tepesi'ne, Bayat'ı Yanıktepe Tepesi'ne, Avşar'ı Eymekul Tepe'ye, Karkın'ı Cadıkayası Tepesine, Çepni'yi Bağyaka Tepesi'ne, Kınık'ı Dikmencik Tepesi'ne, Kızılcayı da Karakaya Tepesi'ne yerleştirmişler. O gün söylenen "dost ya" kelimesi daha sonra "dosya" şeklini almış. Zamanla " Dostlar Şehri " anlamına gelen " TOSYA " diye s

MARDİN ADI NEREDEN GELİYOR
Güneydoğı Anadolu bölgesinde bir ilimiz. Şehrin kimler tarafından ve ne zaman kurulduğunu ben bulamadım. Ama Mardin adının nereden geldiğini araştırdığımda karşıma Süryani dilindeki « Marde » sözcüğü çıktı. Şehre Romalılar « Maride » Araplar , Türkler’in söylediği « Mardin » sözcüğü üzerine şapka koyarak bir isim verdiler. Mardin Çaldıran Zaferinden sonra Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altına girdi. Çaldıran Zaferinin 1517 yılında olduğunu hatırlatmak isterim.
Mardin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 15 kentin arasına girerek marka kent seçildi. Mardin Valisi 2023 yılında yani sizler bu ülkeyi yönetirken, 60 milyon turist ve 100 milyar dolarlık bir turizm geliriyle çok önemsediğiniz bir şehir olma yolunda. Çalışkan valimiz Mehmet Kılıçlar ve ekibi geleceğe tesislerin ve halkın da hazırlanması gerektiğini tekrarlamakta.
Mardin taşım toprağım var deyip oturan bir kent değil. Taşı toprağı varsa üretimini ve sanayisini de bu verileriyle geliştiren bir kent. Çimento, beton boru, tuğla, kireç, alçı, mermer ve metal sanayi v.s bu kuruluşları arasında. Yiyecek ve süt ürünleri yok sanmayın. Yem sanayini de unutmamak gerekir.
Mardin Cumhuriyet Mahallesi Çocuk Merkezi’nde bir de Oyuncak Kütüphanesine sahip. Bu kütüphane oyun ağırlıklı eğitim faaliyetlerini amaçlamakta. Hedeflere ulaşmak için çocuklar oyun da oynamalı eğitim de almalı diyen eğitimcilere sevindirici bir haber.






NİĞDE ADI NEREDEN GELİYOR
Niğde ilini yıllar önce gezmiştim. Başkasına göre belki küçük ve kuraktı, ama benşm için bir eğitim şehriydi. Sokaklarda insanların gösterdiği yakınlığı sıcaklığı hiç unutamadım. Eğitimini üstlendiğim kız çocuğunun Üniversite zamanı gelip de, Niğde İşletme Fakültesini kazanmış olması ve bu eğitimi de sağlıkla tamamlaması; benim ayrı bir sevgimi kazanmasına neden oldu.
İnsanların Niğde’deki dostluğunu hiç unutamam. O günkü yöneticiler manevi kızımın niğde2ye yerleşebilmesi için ne gerekirse yaptılar. Dostluklarını hiç beklentisiz ortaya koyan bu Anadolu insanlarının desteğini belkiş de hayırlı bir iş içinde tanıdıpım için bu gün de hatırlayabiliyorum. Kendimi taksi duraklarına otobüs şirketlerine maddi borcum olmasa da manevi bakımdan hep borçlu hissettim.
Bir Anadolu şehrini düşünen gence de zevkle önerdim. Okuyana, eğitim alana verilen değeri Niğde de görmüştüm. Mesajımı Bekle romanımda az da olsa Niğdeli bir genç kızın yaşamına değindim. Romandan ciddi bir ödül almam, 2000 yılından beri de vitrinden inmemesi, Niğde’nin bana şans getirdiği düşüncesine girmeme neden oldu.
Niğde adının oldukça karanlık bir ismi var diye bazı kitaplarda geçmesi beni çok düşündürdü. Bu anlatım oldukça eskilere dayanıyordu. Anamur yakınlarında oturan İlk çağ kavimlerinden Nagidoslular tarafından kurulduğu için bu ismi aldığı söyleniyor. İslam yazarları, şehrin adını önce “Nekide” şeklinde yazdılar. Sonunda bu ad, “Nikde” olarak geçti. Cumhuriyet devrinde ise, yüzyıllardan beri halk arasında söylendiği şekilde yani “Niğde” olarak değiştirildi.

ORDU ADI NEREDEN GELİYOR

Ordu Karadeniz bilgesindedir. Eski adı “Kotyora” , İsa’dan önce 400 yıllarında; Onbinlerin yürüyüşü sırasında bu limana gelen ünlü hatip Ksenefon’a göre Ordu Sinop’un kolonisiydi. Roma ve Bizans egemenliklerinden sonra Selçukluların eline geçer. Osmanlı topraklarına katılması 14 Yüzyılın ilk yarısında.
Savaşçı kadınlar yani Amazon kavminin bu yöreye yerleştiği söylentiler arasındadır. Ordu ilinde el santları çok gelişmiştir. Yemekleri değişik ve ünlüdür. Türkiye’de fenni arı kovanı sayısı 2.912.660 dır. Bunun %10 u Ordu’dadır. Arıcılık Enstitüsüne sahip bir ilimizdir. Kurul Kayası yerleşim yerimizdir. Eskipazar görülecek yerlerdir. Turnasuyu, Kotyoro ve ayrıca Paşaoğlu Konağı gibi yerler de görülmeye değer yerler arsındadır.

No comments: