Yazar

İlgi alanlarım: Yönetim, Sosyal Bilimler, Liderlik, İşletme, Strateji, Örgütsel Davranış, Kişilik testleri, gelişim yöntemleri, Küresel Mevzular, Psikoloji, Teknoloji, İş Yaşamı, Toplum Üye olduğum dernek ve klüpler: Uluslararsı Lions, Kazasker Lions Kurucu Baskanı, Dusod Kurucu Baskanı, İstanbul sakatlar dernegi. Yaşam Tasarım Uzmanı-ICF Üyesi KOÇ Uluslararası Koçluk Federasyonu üyesi Yazar-Maliye Maliyet-Otel Yönetimi- Şirket Yönetimi Uzman Coaching Akademi denge eğitim merkezi sertifikalı

Monday, July 28, 2008

0533-6666903
02165672242
Yaz Kampları Bodrum Bitez yalısında

AVRUPA BİRLİĞİ BİLGİ BÜROLARI AĞI
ÖYKÜ YARIŞMASI ŞARTNAMESİ

KONUSU
Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği’ni kuran BARIŞ,BİRLİK, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, GÜVENLİK , DAYANIŞMA gibi ortak değerlerdir.

TÜRÜ
Öykü Yarışması

AMACI
2008 Avrupa Kültürlerarası Diyalog Yılı çerçevesinde, Avrupa Birliği’ni kuran BARIŞ, BİRLİK, EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, GÜVENLİK, DAYANIŞMA değerlerini vurgulamak, bu değerleri yetişmekte olan kuşaklara iletmek ve bu alanda düşünce dünyalarını zenginleştirmektir.

KAPSAMI
13 AB Bilgi Bürosu tarafından ulusal düzeyde Adana, Mersin, Trabzon, Samsun, Bursa, Denizli, Van, Edirne, İzmir, Antalya, Diyarbakır, Gaziantep, Kayseri illerinde düzenlenecek Öykü Yarışmalarında dereceye giren ilk üç eser, ulusal yarışmaya katılmaya hak kazanacaktır.

HEDEF KİTLESİ
Yarışma, 13 ildeki ortaöğretim kurumlarının 9. ve 10. Sınıf öğrencilerini hedeflemektedir.

SÜRESİ
Yarışma iki aşamada tamamlanacaktır:
· 1. Aşama–illerde ilk üçe girenlerin belirleneceği yarışma:Mart 2008–Haziran 2008
· 2. Aşama - Ulusal yarışma : Haziran 2008 – Kasım 2008
tarihleri arasında düzenlenecektir.




YERİ
1. Aşama – İllerde ilk üçe girenlerin belirleneceği yarışma: 13 AB Bilgi Bürosu’nun bulunduğu iller: Adana, Mersin, Trabzon, Samsun, Bursa, Denizli, Van, Edirne, İzmir, Antalya, Diyarbakır, Gaziantep, Kayseri
2. Aşama - Ulusal Yarışma: Ankara

ZAMANI
2008 yılı Ekim ayında Ankara’da Ulusal Öykü Yarışması Ödül Töreni düzenlenecektir.
(Bkz. Sayfa : 11)

DUYURU ŞEKLİ
Yarışma illerde İl Milli Eğitim Müdürlükleri aracığıyla ildeki tüm orta öğretim kurumlarına duyurulacaktır.

KATILIM KOŞULLARI
1. Yarışma 2 aşamadan oluşmaktadır. 1. Aşama–illerde ilk üçe girenlerin belirleneceği yarışma ve 2. aşama, illerde dereceye girenler arasında ilk üçe girenlerin belirleneceği ulusal yarışma
2. Yarışmanın 1.aşamasına, illerde bulunan tüm ortaöğretim kurumlarının 9. ve 10. Sınıf öğrencilerinin katılım hakkı vardır.
3. Yarışmaya katılacak öyküler amaç kısmında belirtilen konuları içermelidir.
4. Bir öğrenci en fazla 2 (iki) adet öykü ile yarışmaya katılabilir.
5. Öyküler kısa öykü türüne uygun olarak hazırlanacak olup, öykülerin en az 2.000 en fazla 4.000 kelimeden oluşması gerekmektedir.
6. Öyküler bilgisayarla word formatında 12 punto olarak hazırlanacak ve 5 nüsha olarak AB Bilgi Büroları’na teslim edilecektir. (Bkz Sayfa: 8)
7. Yalnızca 1 nüshada adı/soyadı/ rumuz ve okul bilgisi bulunacaktır. Diğer nüshalarda ise sadece rumuz bulunacaktır.
8. Başvurular AB Bilgi Büroları’na elden, posta ile veya elektronik posta ile yapılacaktır. ( Bkz Sayfa : 9,10)
9. İllerde talep gelmesi halinde, her okulu temsilen birer danışman öğretmen (tercihen edebiyat öğretmeni) ve öğrencinin katılımı ile oluşturulacak gruba, öykü yazımını özendirici, teşvik edici “Öykü Nasıl Yazılır?” konulu seminer düzenlenecektir. Seminer, eğitmenler(yazarlar), yarışmayı organize eden kuruluş ve MEB işbirliğinde düzenlenecektir. İllerinde Öykü Yazma Seminerleri düzenlenmesini isteyen İl Milli Eğitim Müdürlükleri’nin en geç 18 Nisan 2008 tarihine kadar AB Bilgi Büroları Ağı Koordinasyon Birimi’ne bilgi vermeleri gerekmektedir. ( Bkz Sayfa : 10)
10. 1. aşamada dereceye giren ilk üç eser, ulusal aşamaya katılmaya hak kazanacaktır.
11. Ulusal aşamada tüm eserler incelenecek olup, Türkiye 1cisi., 2cisi ve 3cüsü Ankara’da düzenlenecek Ödül Töreni’nde ilan edilecektir.
12. Yarışmaya katılan öyküler geri verilmeyecek ve metin sahibi herhangi bir hak iddia edemeyecektir. Eserlerden uygun görülenler, herhangi bir telif hakkı iznine gerek kalmaksızın, istendiği takdirde Yarışmayı düzenleyen kuruluş tarafından bir kitapta toplanacaktır.
YARIŞMADA DEĞERLENDİRMEYE ALINMAYACAK ÖYKÜLER
Yazar olarak altında imzası bulunan öğrenciye ait olmayan, bir yerden tamamen ya da kısmen kopyalanıp yarışmaya gönderilen öyküler
Çok sayıda imla hatası ve sözcüklerde yazım hatası içeren öyküler
Başvuru tarihinden sonra teslim edilen öyküler
TC. Anayasası ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırılık teşkil eden eserler, jüri tarafından değerlendirme dışı bırakılır.
ÖYKÜ YARIŞMASI JÜRİSİNDE KİMLERİN YER ALACAĞI
· Yarışmanın ilk aşamasında, jüri üyeleri, Milli Eğitim Müdürlüğü’nün belirleyeceği 1 ya da 2 edebiyat öğretmeni, Üniversite’den bir alan uzmanı, AB Bilgi Bürosu Koordinatörü, Bilgi Büroların ev sahibi kuruluşunun temsilcisi ve bir öykü yazarından oluşacaktır.
· Yarışmanın ulusal aşamasında, jüri üyeleri; Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenecek 2 temsilci, AB Bilgi Büroları Ağı Koordinatörü, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu temsilcisi ve bir öykü yazarından oluşacaktır.

GİDERLERİN KARŞILANMASI (Ulaşım, konaklama, iaşe vb.)

13 İlde düzenlenen Öykü Yarışmasında dereceye giren ilk üç öğrencinin, danışman öğretmenlerin ve MEB temsilcilerinin şehirlerarası seyahat organizasyonu (uçak, otobüs vb.) ve konaklama giderleri AB Bilgi Büroları Ağı’nın Destekleme Projesi tarafından karşılanacaktır. Konaklama ve ödül töreni Başkent Öğretmenevi’nde düzenlenecektir.

Ödül Töreni sonrasında öğrenciler ve temsilcileriyle kültürel ve sosyal içerikli bir şehir turu yapılacaktır.

ÖYKÜ YARIŞMASI DEĞERLENDİRME SÜRECİ

1. Aşama - Başvuru : Başvurular AB Bilgi Büroları’nın bulunduğu illerde ilan tarihleri uyarınca AB Bilgi Büroları’na elden, e-posta ile yada posta yolu ile teslim edilecektir.

2. Aşama - Öykülerin Değerlendirilmesi : Yarışmaya katılan tüm öyküler, jüri üyeleri tarafından dikkatle incelenip; değerlendirilecektir. Öykülerde eserin edebi değeri kadar öykünün içeriği ve Türkçe dil kurallarına uygun bir yazımın benimsenmiş olması aranacaktır.

3. Aşama - Kazanan Öykünün İlan Edilmesi : Ödül almaya hak kazanan öyküler, AB Bilgi Büroları tarafından, 2008 yılı Haziran Ayında ilan edilecektir.

4. Aşama – Ulusal Yarışma : İllerde dereceye giren ilk üç eser sahibi öğrenci, danışman öğretmen ve MEB Temsilcisi Ankara’da düzenlenecek ulusal bölüme katılacaktır. Ulusal aşamada dereceye giren ilk üç eser sahibi Brüksel (Belçika) ve Paris (Fransa) Ziyareti’ne katılmaya hak kazanacaktır.





TARİH

AKTİVİTE KONUSU

1 NİSAN 2008 – 15 NİSAN 2008

- Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İl Milli Eğitim Müdürlükleri’ne gönderilecek Resmi Yazıların iletilmesi

- İllerdeki Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerine resmi mektup

- Okul müdürlerine İlanlar

- Öğrenci danışmanlarının belirlenmesi

1 NİSAN 2008 – 15 NİSAN 2008
Öğrenci danışmanları ile yarışma tanıtım toplantısı
18 NİSAN 2008
Öykü Yazma Semineri almak isteyenler için son başvuru tarihi

21 NİSAN – 15 MAYIS

Öykü Yazma Seminerleri

6 HAZIRAN 2008
Öykülerin teslim tarihi

9-30 HAZIRAN 2008

Jürinin Öyküleri İllerde Değerlendirmesi

1-10 TEMMUZ 2008



1. aşamayı takiben belirlenen ilk üçe giren öğrencilerin açıklanması
10 TEMMUZ AĞUSTOS - 30 AĞUSTOS 2008
Öykülerin Ulusal Jüriye Gönderimi
01 – 29 EYLÜL 2008
Ulusal Jürinin Değerlendirmesi
6 EKİM / 13 EKİM 2008 HAFTASI
Ankara Ulusal Ödül Töreni
24-25-26 EKİM 2008
Brüksel ve Paris Ziyareti















AÇIKLAMALAR
YARIŞMADAKİ ORTAK KURUMLAR VE KATKI BİÇİMLERİ
TC. Milli Eğitim Bakanlığı
TC. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Müsteşarlık onayı verilir.
Hedef Kitlesi başlığı altında verilen illerin İl Milli Eğitim Müdürlükleri’nin ortaöğretim kurumlarında gerekli duyuruları yapması ve AB Bilgi Büroları ile koordinasyon içinde çalışması konusunda gerekli girişimlerde bulunur.

Yarışmanın Ankara’da düzenlenecek ulusal aşamanın organizasyonunda Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ve AB Bilgi Büroları Ağı ile işbirliği içinde çalışır.

AB Bilgi Büroları Ağı Koordinasyon Birimi
Yarışmanın hedef kitlesi başlığı altında verilen illerde yarışmanın organizasyonu konusunda AB Bilgi Büroları’na destek verir.

Yarışmanın ulusal bölümünün organizasyonunu gerçekleştirir.

AVRUPA ÖYKÜ YARIŞMASI UYGULAMA KILAVUZU
Yarışma, okullara İl / İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri’nden ulaşan yazılar, Milli Eğitim ve AB Bilgi Büroları işbirliği ile dağıtılan posterler vasıtası ile yapılır.
Danışman öğretmenlere yönelik olarak düzenlenen bilgilendirme toplantılarında yarışmaya ait tanıtım materyallerinin dağıtımı gerçekleştirilir.
Yarışmaya katılan okulların belirlediği danışman öğretmenler, Mart ayında, 13 ilde organize edilecek “danışman öğretmenlerin bilgilendirme toplantılarına” katılırlar. Bu toplantılar İl Milli Eğitim Müdürlüğü temsilcisi ve AB Bilgi Bürosu Koordinatörleri tarafından düzenlenir.
AB Öykü Yarışması ile ilgili bilgi ve doküman ihtiyacı her ilin AB Bilgi Bürosu tarafından sağlanır.
Öğrenciler başvurularını bağlı oldukları ildeki AB Bilgi Büroları’na yaparlar.

ÖDÜLLER
Yarışmada dereceye girecek öğrencilere şu ödüller verilecektir.

- İLLERDE 1. AŞAMA SONUNDA VERİLECEK ÖDÜLLER:
Milli Eğitim Bakanlığınca tavsiye edilen kitaplardan seçilecek Avrupa – Türk yazarları kitap seti
I-pod

- ULUSAL ÖDÜLLER :
Ulusal Ödül Töreni’nde; illerde dereceye giren eser sahibi öğrenciler ve danışman öğretmenler Ankara’ya davet edielcek ve kupa ve sertifika ile ödüllendirilecektir.

Türkiye birinciliği, ikinciliği ve üçüncülüğüne layık görülen eser sahibi öğrenciler, danışman öğretmenleri ve ilk üç öğrencinin illerindeki MEB temsilcileri, Brüksel ve Paris Gezisi ile ödüllendirilecektir (toplam 9 katılımcı).
Kupa
Sertifika

GENEL HÜKÜM

Yarışmaya öykü gönderen tüm öğrenciler yukarıda yazılı olan hüküm ve kuralların tamamını kabul etmiş sayılır.

ÖYKÜLERİN TESLİM ŞEKLİ
Öyküler bilgisayarla word formatında 12 punto olarak hazırlanacak ve 5 nüsha olarak AB Bilgi Bürolarına teslim edilecektir.
Bilgi Büroları İletişim Adresleri şu şekildedir:

KURUM ADI
E-POSTA ADRESLERİ

ADRES
TELEFON NO
KOORDİNATÖR
GAZİANTEP
AB BİLGİ BÜROSU


senaycopur@gto.org.tr

GAZİANTEP TİCARET ODASI –
İNCİLİPINAR MAH 16NOLU SK. GAZİANTEP
Tel: 0342 220 30 30
Faks:0342 231 10 41
ŞENAY ÇOPUR
DİYARBAKIR
AB BİLGİ BÜROSU


mngunes@dtso.org.tr


DİYARBAKIR TİCARET VE SANAYİ ODASI
ALİ EMİRİ CAD KAT 3 DİYARBAKIR
Tel: 0412 228 17 18
Faks:0412 224 45 12
MEHMET NEZİR GÜNEŞ
İZMİR
AB BİLGİ BÜROSU

burcukurcan@esiad.org.tr

ESİAD- EGE SANAYİCİ İŞADAMLARI DERNEĞİ
MEGAPOL ŞEHİT FETHİ BEY CAD. NO. 55, K:8 , 35210 PASAPORT / İZMİR
Tel: 0232 483 88 33
Faks:0232 483 35 25
BURCU KURCAN
MERSİN
AB BİLGİ BÜROSU

abinfo@mtso.org.tr

MERSİN TİCARET VE SAN. ODASI-ATATÜRK CD. MTSO HİZMET BİNASI; KAT:3 - 33070 MERSİN

Tel: 0 324 238 95 00
Faks:0324 231 96 97

BENİN KOYLAN
KAYSERİ
AB BİLGİ BÜROSU

elifk-kayto@tobb.org.tr

KAYSERİ TİCARET ODASI
KİÇİKAPI TENNURİ SOK. NO:6 KAYSERİ
Tel: 0 352 222 45 28-29
Faks:0352 232 84 12
ELİF ERGİN KOÇ
DENİZLİ
AB BİLGİ BÜROSU

ayda@dso.org.tr
ayda@denizliso.tobb.org.tr

DENİZLİ SANAYİ ODASI
ATATÜRK BULVARI NO: 94/2-3 DENİZLİ
Tel: 0 258 242 10 04/131
Faks:0258 263 81 25
AYDA KOÇAK
BURSA
AB BİLGİ BÜROSU

dinceremir@yahoo.co.uk

BURSA TİCARET VE SANAYİ ODASI
ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ, MAVİ CD. 2. SOK. NO.2 BURSA
Tel: 0 224 241 57 66
Faks: 0224 242 85 12

DİNÇER EMİR
TRABZON
AB BİLGİ BÜROSU

yakupkarbuz@gmail.com

TRABZON TİCARET VE SANAYİ ODASI-
PAZARKAPI MAH. SAHİL CAD. NO.103 TRABZON
Tel: 0 462 326 80 70/250
Faks:0462 321 88 77

YAKUP KARBUZ
SAMSUN
AB BİLGİ BÜROSU

mailto:nalıc@samsuntso.org.tr
necmialic@gmail.com

SAMSUN TİCARET VE SANAYİ ODASI
BUĞDAYPAZARI ABBASAĞA GEÇİDİ NO.8 SAMSUN
Tel: 0362 431 42 20
Faks:0362 432 90 55
NECMİ ALIÇ
ANTALYA
AB BİLGİ BÜROSU

btopkaya@atso.org.tr

ANTALYA TİCARET VE SANAYİ ODASI-
KAZIM ÖZALP CADDESİ 2. SOKAK NO: 4 ANTALYA
Tel: 0242 248 99 00/1619
Faks:0 242 244 27 89

BURCU TOPKAYA
ADANA
AB BİLGİ BÜROSU


alpar@adana-to.org.tr
ADANA TİCARET ODASI
ABİDİNPAŞA CAD. NO : 52 SEYHAN ADANA
Tel: 0 322 3513911/442
Faks :0322 351 80 09
ALPAR BAYKOZİ
VAN
AB BİLGİ BÜROSU

koruc65@hotmail.com
keremoruc@vatso.org.tr
VAN TİCARET VE SANAYİ ODASI
CUMHURİYET CADDESİ ŞEREFİYE MAH. DEMİRCİLER SOK. / VAN
Tel: 0 432 214 39 89
Faks:0432 216 44 88
KEREM ORUÇ
EDİRNE
AB BİLGİ BÜROSU

fusunozerdem@yahoo.com
fusunozerdem@edirne.gov.tr


EDİRNE VALİLİĞİ, EDİRNE BELEDİYESİ, TRAKYA ÜNİVERSİTESİ, EDİRNE TİCARET VE SANAYİ ODASI
PAŞAKAPISI GÜNEY KÖŞKÜ, HÜKÜMET CADDESİ, 22020 EDİRNE
Tel: 0 284 214 93 13
Fax:0284 214 22 13
FÜSUN ÖZERDEM
AB BİLGİ BÜROLARI AĞI İLETİŞİM BİLGİLERİ



BAŞVURU ŞEKLİ :
Eserler elden, e-posta yada posta ile yukarıda iletişim bilgileri verilen AB Bilgi Büroları’na iletilecektir. 5 nüsha olarak hazırlanacak eserlerin yalnızca 1 nüshasında adı/soyadı/ rumuz ve okul bilgisi bulunacaktır. Diğer nüshalarda ise sadece rumuz bulunacaktır.
E-posta ile yapılacak başvurularda;
- öğrenci adı/soyadı/ rumuzu ve okul bilgisi mutlaka e-posta da bilgi olarak verilecektir.
- öğrenciye ya da danışman öğretmene ulaşılabilecek bir telefon numarası
mutlaka bulundurulacaktır. E-postanın gönderildiğine ilişkin AB Bilgi Bürosu’ndan teyit alınması tavsiye edilmektedir.
Posta ile yapılacak başvurularda;
- eser 5 nüsha olarak hazırlanacaktır.
- 1 nüshada adı/soyadı/ rumuz ve okul bilgisi bulunacaktır
- 1 nüsha CD- Rom ya da diskette kaydedilecek gönderiye eklenecektir.
- telefon bilgisi
- son başvuru tarihinden sonra Bürolara ulaşan eserler değerlendirmeye alınmayacaktır.
- eserler her ilin AB Bilgi Bürosu’nun yukarıda belirtilen adresine gönderilecektir.
Postanın gönderildiğine ilişkin teyit alınması tavsiye edilmektedir.
GÖNDEREN : Gözde KARATA
Gaziantep Lisesi
Atatürk Bulvarı No:10
Başkarakol – Şehitkamil / GAZİANTEP Örnek Zarf
AB ÖYKÜ YARIŞMASI BAŞVURUSUDUR.
Gaziantep AB Bilgi Bürosu
Gaziantep Ticaret Odası
İncilipınar Mah. 16 Nolu Sok.
Şehitkamil/ GAZİANTEP





Elden yapılan başvurularda;
- eser 5 nüsha olarak teslim edilecektir.
- 1 nüshada adı/soyadı/ rumuz ve okul bilgisi bulunacaktır
- 1 nüsha CD- Rom ya da diskette kaydedilecek ve teslim edilen dosyaya eklenecektir.
- son başvuru tarihinden sonra teslim edilen eserler değerlendirmeye alınmayacaktır.
- eserler her ilin AB Bilgi Bürosu’nun yukarıda belirtilen adresine teslim edilecektir.

AB BİLGİ BÜROLARI AĞI KOORDİNASYON BİRİMİ
İletişim Bilgileri

İlgili Kişi: Gözde KARAATA – Proje Asistanı
Adres: Gaziantep Ticaret Odası, AB Bilgi Büroları İletişim Destek Programı Proje Ekibi
İncilipınar Mah. 16 Nolu sok. Şehitkamil/ GAZİANTEP
Tel : 0342 220 30 30
Faks: 0342 231 10 41
E-posta : gozdekaraata@gto.org.tr


AB BİLGİ BÜROLARI AĞI
AB ÖYKÜ YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ
8 EKİM 2008, ANKARA
TASLAK PROGRAM

08 Ekim, Çarşamba
Yer: Milli Eğitim Bakanlığı, “Başkent Öğretmenevi”

10 : 30 – 10:45 Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı
Büyükelçi Sn. Marc Pierini tarafından yapılacak olan Açılış Konuşması
10:45 – 11:00 Milli Eğitim Bakanı Sn. Hüseyin Çelik tarafından yapılacak olan Açılış konuşması

Ödül Töreni
11:00 – 11:30 Ulusal Düzeyde Ödül Alan I., II. ve III. Eserlerin Duyurulması
(Ödül: Brüksel ve Paris Ziyareti kazanan Öğrenciler)
İlk üç isme ödüllerinin sunulması:
· Bakan Hüseyin Çelik
· Delegasyon Başkanı Sn. Marc Pierini
· Öykü yazarları
1. aşamada ilk üçe girenlerin ödüllerinin sunulması
12:00 – 13:00 Öğle yemeği
Yer: Başkent Öğretmenevi
13:30 – 15:00 Anıtkabir Ziyareti
15:15 – 17:00 Feza Gürsey Bilim Merkezi’ni Ziyaret
17:00 – 18:30 Öğrencilerin öykü yazarlarıyla bir araya gelmesi
Kokteyl
Yer: Başkent Öğretmenevi
19:00 – 21:00 Akşam Yemeği
Yer: Başkent Öğretmenevi

BAYRAM TURLARI BİZDEN SORULUR

Bizden tatil paketi isteyin

BAYRAM TURLARI BİZDEN SORULUR

Bayram turu bu rezervasyondan yararlanmalısınız. Bodrum2un en güzel yeri Bitez yalısında tatil bizim işimiz. Çocuklarınızla Yaşam Tasarımı yaparken sizler yaşamınıza renk katın. Butşk bir otelde tatilin ve bayramın zevkini yaşayın. ERKEN REZERVASYON... Kendi fiyatını kendin se. biz sizi bekliyoruz.
0533-6666911
0252-3638469

Sunday, July 20, 2008

AĞRI
Ağrı şehri ismini kendi sınırları içindeki “Ararat”dağından alır.
Çok eski yıllarda yeryüzünde bir su baskını oldu. Nuh Peygamber tufandan kurtulmak için bir gemi yaptı. Eşlerini ve üç oğlunu yanına aldı. Her canlıdan bir erkek bir dişi gemisine yerleştirdi. Gemi tufandan sonra Cudi (Ağrı) dağının doruğunda kaldı.
İçindekiler ölümden kurtuldu.
“Sonsuzluğa doğru kalkacak
Sihirli bir gemi gibisin
göklerde demirli”
Ahmet Muhip Dranas
Zamanla halk dilinde Ararat sözcüğü değişti, kısaldı, “Ağrı” haline döndü.

BALIKESİR
Balıkesir’e 2006 yılında gelen deneyşmli Vali Sayın Selahattin HATİPOĞLU Fransızca bilmekte. Balıkesir ili hem Ege, hem de Marmara Denizine kıyısı olan bir şehrimiz, önemli doğa harikaları ile çevrilidir. Kuşcenneti Milli Parkı (A) Sınıfı Avrupa Diploması’na sahip olup, görülmeye değer eşsiz yerlerimizden.
Deniz, kum, güneş yanında; tarih, termal kaynaklar, yemyeşil zeytin ve çam ormanları, bitki türleri, Kazdağları’nın efsanevi güzellikleri ve bol oksijeni ile dünyanın en güzel, en sağlıklı turizm çekim merkezidir. Ayvalık, Antandros, Adramytteıon gibi antik şehirler, açık hava müzesi görünümleriyle her türlü turizm hareketliliğine olanak sağlar. Turizmde ilk planlı çalışlma Balıkesir’in Erdek, Akçay, Ayvalık ve Burhaniye gibi yerleşim birimlerinde başladı. Bu özellikler Balıkesiri gerçek anlamda diğer turizm cennetlerimizden ayırır, önemli kılar. Balıkesir İşletme Belgeli Tesis bakımından (82 tesis) Türkiye’de 7.sıradadır.
Susurluk çayının kollarından Kazanpınar deresi üzerinde kendi adını taşıyan ovanın batı kıyısında kurulmuş. Çok sevimli ve ünlü bir ilimiz. Burası MYSIA adıyla bilinir. Roma Selçuklu egemenliklerinden sonra Osmanlı topraklarına katıldı.
Karesi Beyliği’nin kurulduğu İlin, Merkez ve çevresinde tarihi kalıntılar, konaklar, camiler, türbeler, kiliseler ve eski dönemlere ait şehir merkezleri bulunur.
Daha sonra Balıkesir adını aldı. Şehrin adının “Eski Hisar” anlamına gelen “PaleoKasto” dan türediği sanılıyor. Halk arasında dolaşan söylentilere göre ise Balıkesir sözü “Balı çok” anlamına geliyor. Bilindiği gibi balı da ünlüdür.
MİLAS ve BODRUM
Ünlü tarihçi Heredot Bodrumludur
Bodrum yöresinde mandalina bahçeleri yok olsa da düğün gelenekleri halen sürüyor. Koskocaman develere çeyizler yüklenir. Deve gelinden de güzel süslenir. Devenin iki yanından bohçalar heybeler sarkıtılır. Saygın biri devenin önünde yürür. Davul zurna ile devenin peşinden tepsiler içinde kırmızı kurdelelerle bağlanmış tepsiler sıralanır. Çoluk çocuk neşeyle yürünür.
Kına geceleriyle bir hafta süren davet yemekleri; dolmalar, keşkek, tatlılar ve turşular masalarda eksik olmaz. Ot yemekleri ününü her zaman korur. Bodrum düğününde ortaya çıkıp oynayabilmek için çalgıcı masasına para bırakmalısınız. Eskiden bu yana devam eden bir gelenektir bu.
Ahşap işlemeler, ipek dokumalar, taş evler Kızılağaç köyünde yaşayanların dünyasını oluşturur. Milas kilimleri konukları büyüler. Kızılağaç için Labranda antik kente doğru gitmelisiniz. Her isteğinize boyun eğen sevdikleriniz; sizi bu ziyaretten yoksun bırakmazlar diye düşünürüm.
Şimdi Bodrum’da üniversite gençliği var, Muğla Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile bir kaç yıldır öğretime başladı. Dileğimiz bu eğitim ve öğrenim içinde Milas Kilimlerinin ayrı bir yeri olması.

Bodrum Adı
İlk çağ adı Halikarnasostu. Bizans, Rodos şovalyeleri ve Menteş Beyliği egemenliği altında kaldı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Rodos ile birlikte Osmanlı topraklarına katıldı.
Bodrum Efsanesi;
Bodrum’un hemen yanında Bardakçı koyu vardır. Eski çağlarda burada duru bir göl varmış. Gölün suyu yemyeşilmiş. Mersin ağacından taraklarla saçını tarayan Su Perisi bu gölde yıkanırmış. Bir gün yakışlıklı bir genç Su Perisini görrnüş. Aşık olmuş. “Bizi kavuştur” diye dua ediyormuş. Tanrı bu iki sevdalıyı birleştirmiş. Tek beden, iki kafa olarak orada yaratık olarak kalmışlar. Yaşamları sona erince, Kaplankaya adı verilen bölgeye gömülmüşler. Bir de anıt yapılmış. Sonradan o güzel yöre evlerle dolmuş
BURSA
Türkiye’nin beşinci büyük şehri Bursa’dır. Eski çağlarda Bitinye adı verilen bölgenin başşehriydi Bursa. Bursa’yı kuran da Bitinya Kralı Prusias’tır. Önce Bursa’nın adı “PRUSA” oldu.
Günümüzde Bursa bir sanayi şehridir. Ama benim izlenimlerimi almak isterseniz, bursa benim için eğlence merkezimdir. Hem eğlenirim hem de dinlerim. Eşim ve çocuklarımla çoğu zaman alış verişlerimi bile arabamızla geçerken otoban üzerindeki o çok güzel sunum yapan mağazalarından alırız. Kaplıcaları sıcacık suları, kış aylarında Uludağ’ı sanki Türkiye için bir nimettir.İstanbul’da bir hafta sonu planı yapmak, dostlarla mutlu birkaç gün geçirmek Bursa’ya gitmekle mümkün olur. Sizlere de bu tür planlarda söz hakkı verildiğinde Bursa’ya gidelim diyebilirsiniz. Hayvanat Bahçesi. Kır kahveleri, sokak araları en sevdiğim mekanlarıdır. Sizlere türbe ve tarihi camilerinden de söz etmek isterim, ama oralara mutlaka gidip göreceksiniz diye düşünüyorum. Bir imza programı içinde Bursalı gençlerle ve çocuklarla tanıştım. Belediye’nin Kütüphanesinde yapılan bu etkinlik bana Amerika’daki kütüphaneleri anımsattı. Etkinlik, imza, çocuklar ve kitaplar her şey özenle hazırlanmıştı. Bu kuruluşta çalışan insanlar çocuklara kitap sevgisi verebilmek için özenle seçilmişti. Çocukların ve gençlerin kitaba olan sevgilerini görmem de unutamayacağım anılarımın arasındadır. Gelin hep beraber Bursa’ya bir KÜLTÜR ve etkinlik şehri diyelim
SÖYLENTİ
Polifemos, Hylas ve savaşçı Herakles çok iyi arkadaştırlar. Birlikte savaşa katılırlar. Mudanya’ya(Mirlea- o günkü adı) ulaşırlar. Herakles bir şanssızlık yaşar; küreği kırılmıştır, yerine yenisini yapmak zorundadır. Mudanya’da bir ağaç dalına uzanır, onu kürek yapmak için keser.
Hylas, arkadaşı kürek yapmak için uğraşırken, su aramaya gider. O kadar uzaklaşır ki ormanın içinde kaybolur.
Yakışıklı ve güzel bir genç olan Hylas’e aşık olan su perileri onu saklamışlardır. “Hylas! Haylas” diye bağırarak ormanın içine dalan arkadaşları, günlerce dolanırlar. Ne yazık ki bulamazlar. Herakles yoluna devam etmek zorundadır.
Polifemos’un arkadaşına kavuşma umudu kaybolmaz. Herakles umudunu kaybetmiş bir şekilde yoluna devam eder. Polifemos mutlaka bulacağına inanır, orada kalıp aramaya devam eder. O bölge Polifemos’un gelecekte yaşayacağı yer olur. Yöreye yerleşir. Önce ova üzerinde KİOS şehri daha sonra PRUSA kurulur. Yani o şehir bu gün BURSA şehridir.
MAGNESYA-MANİSA
Ege bölgesindeki Manisa’nın ismi çok büyük değişimlere uğramadı. Yunanca olduğu sanılan “Magnesya” sözünden geliyor. Türklerin koyduğu Manisa ismi önce “Magnesya” olarak söyleniyordu.
Şehri Süleyman Şah ele geçirmeden önce sırasıyla; Lidya, Pers, Makedonya, Rama ve Bizans egemenliklerinde kaldı. Bu şehir Birinci Haçlı seferlerinden sonra bir kez daha Bizanslıların eline geçti. Anadolu Selçuklu Devletinin Uç beylerinden biri olan Saruhan Bey tekrar ele geçirdi. Anadolu Selçuklu Devletinin de son yıllarıydı, alınan şehir başkent yapıldı. Manisa daha sonra Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.
EFSANE-AĞLAYAN KAYA
Manisa’daki ağlayan kayanın Kral Tantalos’un kızı Niobe olduğuna inanılır. Niobe’nin on iki çocuğu vardır. Çocuklarıyla gurur duyar, başkalarını küçümser. Onları çok üstün görür. Leto çok kıskanır. Çocukları Artemis ve Apollondan Niobe’yi cezalandırmalarını ister. Böylece onlar Niobe’nin çocuklarını öldürürler.
Niobe’nin acısı sonsuzdur. Acıyı dindirmek için Baştanrı Zeus Niobe’yi kaya haline dönüştürür. O gün bu gündür, acısı dinmez, halen kayadan yaşlar gelir.


AKÇAABAT
Şirinliği ile ünlü olan Akçaabat herkesin görmesi gereken bir yerleşim yeridir. İsmini ünlü kalesinin beyaz renkli taşlarından alır. Akçaabat kalesi zamanında limanı korumak için yapıldı.
AKÇAABAT ÖYKÜSÜ
Bizans’ın tekfuru çocuk sahibi olamıyormuş. Bir gece ilginç bir rüya görmüş. Rüyasında kapkara sakalları olan bir papaz ona; “senin bir kız çocuğun olacak. Ama onu hiç güneşe çıkarmayacaksın, güneşe çıkarırsan sararıp solacak. Çocuğun hiç güneş görmemesi lazım” demiş.
Bir gün Bizans tekfurunun gerçekten bir kız çocuğu olmuş. Çok sevinmişler. Çaresiz tekfur, kalenin içinde hiç penceresiz bir oda inşa ettirmiş. Kızını bu odaya koymuş. İçeri güneş giremiyormuş.
Günler geçmiş, tekfurun kızı büyümüş.
O yılların birinde Selçuklu Türkleri kaleyi kuşatmışlar. Bir türlü kaleyi ele geçiremiyorlarmış. Sonunda yeraltından bir tünel kazmaya karar vermişler.
Tekfurun kızı kazılan bu tünelden gelen yakışıklı bir askeri görünce, şaşırmış. O an âşık olmuş. “Beni buralardan al götür, yakışlıklı asker “diye yalvarmış. Meğer asker de, bir bakışta kıza âşık olmuş. Kızın yalvarmalarını yanıtsız bırakması olanaksızmış.
Askerle tekfurun güneş görmemiş kızı birlikte çıkmışlar. Kız bir anda kendinin gün ışığının içinde bulmuş. Sararıp solmaya başlayan kız; yanındaki askere hayran hayran bakarken, ne yapacağını bilememiş. Birkaç adım sonra da ölüp kalmış.
Kızın öldüğü yerde beyaz zambaklar bitmiş.
Kaleyi ele geçiren Türk komutanı kızın öyküsünü dinlemiş. Çok üzülmüş. Kızın öldüğü yere taşları bembeyaz bir türbe yaptırmış. Zamanla herkes bu türbede adak yapmaya başlamış. Özellikle sevgilisine kavuşmak isteyen âşıklar gelirmiş. Daha sonra o türbenin etrafında evler kurulmuş.
İşte o yöre Trabzon’a bağlı, Akçaabat ismini alan o şirin yerleşim yeri olmuş

ANKARA
Ankara bir zamanlar bağlar bahçeler diyarı bir yöreydi.
Anakara’nın adı Engürü olarak geçer. Ankara sözünün üzüm anlamına geldiğini Engür sözünden türediğini söyleyen kaynaklara rastlarsınız.
Yunanca’da koruk anlamına gelen “Agurida” sözü de vardır.
Hint-Avrupa dilinde “eğmek “ anlamına gelen ANK
Sanskritçe’de “Kıvrıntı” anlamına gelen “ANGAB” sözü var.
Latince’de “çengel” anlamına gelen, “ UNCUS” sözünden türediğini savunanlar da var.
Frigya’da da “ANK” sözcüğü var.
Engebeli, kıvrıntı sözcüğünden aldığını kabul etmek en mantıklısı gibi görünüyor.
Sırasıyla Ankara; Ankrya, Ankura,Ankuria, Angur, Engürü, Engürüye, Angare, Angora, Ancora, ve son olarak da ANKARA ismini aldı.
ANTAKYA
İsa’dan önce 4000 yıllarından söz ediyoruz. Şöyle bir düşünüp, ne kadar eski bir yerleşim yeri olduğunu kabul edebilirsiniz.
Kurulduğu günden beri de üzerinde yaşam olan bir şehir.
Antakya’da önce Hititler yaşamaya başlıyor. Antigonos büyük bir general, bu büyük general, önce Suriye ve ardından Antakya’yı işgal eder.
Antigonos Makedonya kralı Büyük İskender’in Generallerindendir. İşgal ettiğinde, Antakya diye bir şehir yoktu, toprak vardı.
İsa’dan önce 300 yıllarında Makedonya Kralı Seleukoz Antakya’yı kurdu. Siz de olsanız belki onun gibi yapardınız, kurduğu şehre babasının ismini verdi. ANTİOKHİA şehrin adı oldu. ANTİOKHİA zamanla çok büyüdü. Başşehir olmayı başardı.
Bizanslılar, Romalılar ve Yunanlılar bile bu şehri ele geçiremediler. Çin ve Doğu Türkistan’dan gelen ticari kervanların kavşak noktasıydı. Çok önemli bir şehirdi.
Yavuz Sultan Selim Antakya’yı 1515 de Osmanlı topraklarına kattı.
GÜZEL “İSKENDERUN”
Antakya’dan söz edip de, güzel İskenderun’dan söz edilmez mi?
Deniz kenarında şirin bir yerleşim yeri. İskenderun’u da Büyük İskender kurdu. Antakya’dan bir yıl sonra kuruldu. Yani 1516 da.
İsmini kurucusundan alır. Önceleri ismi, Küçük İskender’di, yani Aleksandria Minor. Mısır’da da İskenderiye şehri vardı, onu da İskender kurmuştu. İskenderun’a küçük denmesinin nedeni ikisinin birbirine karışmaması içindi. Çok güzeldi, ama gerçekten küçüktü.






EDİRNE
Edirne yalnız Edirnelilerin değil. Türkiye’ye adım atan her yabancının bizleri tanıyabileceği bir yerleşim yeri.
Eski adı Odris olan Edirne önemli bir şehrimiz diye düşünüyorum. Bu günkü Edirne daha özel, bakımlı olabilir. 21. Yüzyılda yaşarken Edirne yalnız bırakılmamalı. Biraz sanat, biraz gözü mutlu eden düzenlemelerle hoşlanılacak bir hale getirilmeli.
Göbekler, yol çizgileri, Avrupa şehirlerindeki gibi dönüşleri gösteren renkli oklarla hemen anlam kazanabilir. Edirne’ye her gidişimde Brüksel’in Tervuran kasabasını hatırlarım. Tervuran çok sevilen bir yerleşim yeri olmasına rağmen Belçikalıların gözdesi değildir, ama dışardan gelen yabancıların çok ilgisini çeker. Keşke Edirne başkanları Tervuran ile Edirne şehrini kardeş yapsalar. Birbirlerinin güzelliklerini paylaşsalar diye düşünürüm. Biraz düzenlemeyle oradan çok daha güzel olabilecek bu önemli şehrimizin kalbimde ayrı bir yeri vardır. Özellikle Selimiye Camisi çevresindeki karışıklık Kapalı-çarşısının güzelliğini bile unutturacak hale getirebiliyor. Bence Selimiye Camisinin etrafı sokak satıcılarından ve kargaşadan arındırılmalı. Caddelerde ve sokak aralarındaki su sızıntıları, ıslaklıklar, çağa uymayan trafik akışı düzenlenmeli diye düşünüyorum.
Edirne’yi sevenler mutlaka onun güzelliği için binaları yıkmadan, yeni binalarla güzel tarihi şehri boğmadan da bir şeyler yapabilirler.
İSMİ NEREDEN GELİYOR
İkinci Yüzyılda yeniden, Hadrianus tarafından kurulduğu için adı; Hadrianopolis olarak kabul edildi.
İsim yanına eklenen ek (opolis) şehre, “onun şehri” anlamını verir. Kendi adıma bir şehir kurmaya karar versem, bu kurala uyarsam adının “Filizopolis” olması gerekir. Yani filiz’in şehri. Sizler de kendi isimlerinize göre şehirler kurabilir, o şehirlere isim verebilirsiniz.
Trakya’da, İstanbul’dan sonra en büyük şehrimiz Edirne’dir. İlk kez kurulduğunda ismi Odris olan Edirne, Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği yerdeydi. Roma ve Bizans egemenlikleri altında kaldı. Birinci Murat zamanında Bizanslılardan alınıp Osmanlı ülkesine katıldı. Batılı kaynaklarda uzun zaman ismi; Adrianopolis olarak görülür. Bu günkü ismini Osmanlılar verdi.

Bu İsim Ona yakıştı
Sino, Germanicia, ve Markasi gibi isimler aldıktan sonra Maraş olarak bilindi. Hititler tarafında kullanılan Markasi sözcüğünün halk dilinde değişerek Maraş olduğu düşünülüyor.
Asur, Pers, Makedonya ve Kapodokya Krallıklarından sonra Romalıların eline geçti. Romalıların şehir için kullandıkları isim Germanicia idi. Bu isim Roma imparatoru CALLİGULA’ya ile eşleştirildi-Germanikelia. Kahramanmaraş Bizans ve Arap egemenlikleri altında kaldı. Maraş adının Arapça “zelzele-titreme” anlamına gelen “Re’aşa” filinden türeyerek olduğunu savunanlar da var. Şehir daha sonra Selçukluların eline geçti. 1515 yılında Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı döneminde şehrin adı Zülkadir sözcüğü ile de kullanıldı.
Birinci Dünya Savaşından sonra İngilizler Maraş’ı işgal edip Fransızlara teslim ettiler. Şehrin kahraman halkı savaşıp, 11Şubat1922de Şehri düşmandan kurtardı. Bu kahramanlığın anısına çıkarılan bir yasayla Şehre KAHRAMAN sözcüğü eklendi.

Tarihin çok eski zamanlarında burada Tumanna isimli bir şehir vardı. Gas-Gas adlı savaşçı çok iyi ata binerdi. O kavimdekiler daima siyah deri giysiler giyerdi. Sümer ülkesinin kuzeyindeki yurtlarını terk edip, Asur Devletinin kurulmasıyla daha güneye geldiler. Geldikleri ülke Tumana idi. Batılı uzmanlara göre bu isim; Gas ve Tuman sözcüklerinin kaynaştırılmasıyla doğdu. “Gastuman” şeklini aldı.
Kastamonu sözcüğü de işte böylece “Gastuman” sözcüğünden türetildi.
Bir Efsane
1124 yılında Melik Gazi Gümüştekin tarafından Kars kalesi kuşatıldı. Melik Gazi Alpaslan’ın komutanlarındandır. Haftalarca süren bir kuşatma olmasına rağmen kale alınamadı. Bizans komutanının kızı Moni, savaş devam ederken Yakışıklı komutan Melik Gazi’ye âşık olur.
Genç kız aşkıyla sevgilisine yardım etmek ister. Duygularının peşinden sürüklenip, anahtarları çalar ve kale kapılarını genç ve yakışıklı komutana açar. Böylece kale Türklerin eline geçer. Durumu öğrenen Bizans tekfuru, Gümüştekin’in canını bağışlar, kızına da bir zarar vermez, ama kızının yaptığına dayanamadığı için; “Bana gastın neydi Moni” diyerek, kendi hançeriyle kendi canına kıyar


KIRKAĞAÇ
1350 yılında Türk Kalbuz aşiretleri tarafından kurulur. Kırk çadır kırk ağacının dibinde kurulduğu için adı KIRKAĞAÇ olur.
BİR EFSANE
Bir rivayete göre oğlu lehine tahttan çekilip Manisa’da dinlenmekte olan İkinci Murad’ı, oğlu Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a davet eder. Ancak yolda karısının doğum sancısı tutar. Akhisar’in Başlamış köyünde başlayan bu ağrılar “Kurtulmuş Köyü”nde biter. Çocuk dünyaya gelir.
Sarı Abdullah Mesnevi’yi ilk Türkçeleştiren kişidir. Sarı Abdullah hükümdarın hocasının çok yakın arkadaşıdır. Sarı Abdullah o yörenin ileri gelenlerini de yanına alarak bebeği ziyarete gider. Hediyeler götürürler. Hükümdarı kırk çadırın bulunduğu KIRKAĞAÇ’a davet ederler. Kırk büyük çınar ağacının altında ziyafet verilir. Hükümdar buraya ev yaptıracak olanlardan vergi ister.

AYDIN
Büyük Menderes ovasının tam ortasında. Kendi adını taşıyan dağların, güneyindedir.
Eğitimli gençleriyle her zaman dikkati çeker Aydın. Gençlerin yaşamında önemli yeri olan sınavlarda Aydın’da eğitilen gençler ön sıralardadır. Onları hayranlıkla izlerim.
Aydın yeşilden de kısmetini alan güzel bir şehrimiz. Bu tarım kenti, ne yazık ki şu zamnlarda su sıkıntısı çekiyor. Aydın Valisi Mustafa Malay suyla yatıp suyla kalktığını söylemekte. Akıllı planlarla bu sıkıntıyı hafifleteceğini düşünüyorum.
Aydın önemli üç kaplıcayı bünyesinde barındırıyor. İmamköy ve Davutlar kaplıcaları çok sağlıklı. Önemli mineralleri barındıran kaplıcalardan yararlanmayı bilerek gençleşen ve hastalığına şifa bulanları çok şanslı. Aydın’a uğradığınızda mutlaka Zeus Mağarasına gitmelisiniz. Dilek yarımadası üzerindeki Zeus Mağarası çocuklar için yüzme olanağı sağlayan bir küçük havuza da sahip. Etrafı ağaçlarla çevrili bir yoldan mağaraya ulaşılır. Oraya gitmek çok eğlenceli.
Efeler fakire fukaraya yardım eden, köy yiğitleridir. Delikanlı, efe, zeybek bunlar birbirini çağrıştıran sözcüklerdir. Aydın efelerinin tarihte kahramanlıkları vardır.
Size Aydın’a özgü deyimlerden de söz etmeliyim.; “Pis boğazla, boş boğaz dertten kurtulmaz” “Dağ dağ üstüne olmuş, ev ev üstüne olmamış” sözleri Aydın’a aittir. Benim en sevdiğim deyimlerden biri olan “şekerleme yapmak” “canı çekmek” gibi deyimler de Aydın’a aittir.
Aydın
İlk olarak şehri Argoslular kurdu. Bu günkü ismini Aydınoğullarından Mehmet Bey Verdi. “Aydın Güzelcehisarı”
Zamanla kısalarak Aydın adını aldı. Bu isim Mehmet beyin babasının ismidir. Yıldırım Beyazit Osmanlı topraklarına kattı.
Aydın İnciri
13 Eylül 2007 de Aydın’ın en önemli meyvesi Aydın inciri olarak bir kokteylle tescillendi.

BAYBURT
Ortaçağdaki adı; “Paypert” ya da, “Pepert” idi. Bu günkü adı bu isimlerden geliyor
Doğu Karadeniz bölgesinin iç bölümündedir. Kültür festivalleriyle dünyaya açılan Bayburt uzun zaman Gümüşhane ilinin ilçe merkeziydi. Bayburt’un tarihi çok eskidir. Bayburt’un en büyük özelliği, Selçukluların Anadolu’da ilk ele geçirip yerleşikleri yer olmasıdır. Çaldıran savaşından sonra Osmanlı topraklarına katıldı.
Bana göre Bayburt’ta TURKCE DİL FESTİVALLERİ yapılmalı.
Bayburt’un kendine has sözcükleri vardır. Mahalli sözcüklerinden bir çoğu bu gün değişik yörelerde de sevilerek kullanılır. Bunlardan bir kaçı; süt ve yoğurttan yapılan maddelere Ağartı derler. Bu sözcüğün dilimiz için ne kadar gerekli olduğunu size söylemeliyim. Süt mamullerinin çok olduğu bir ülkede yaşıyoruz böyle bir sözcüğün varlığı Türk diline zenginlik verir.
Yeterince mayalanmamış ekmek hamuruna Anık denir. Hepimizin kullandığı sözcük Bıldır-Gelecek yıl bir Bayburt sözcüğüdür. Cılcıbıl sözcüğü çıplak sözcüğü yerine kullanılır. Tarlayı yabancı otlardan temizleme sözcükleri bile vardır. Kahan bu anlamdadır.
Şaplak sözcüğünü hepiniz duydunuz sanırım, bu da bir Bayburt sözcüğüdür. Bayburt yöresinde kullanılan ve Türkçe kurallara uyan sözcükler dil üzerinde çalışma yapanlara kaynak teşkil edebilir diye düşünüyorum.
Ünlü Şair Zihni’yi yetiştiren şehirde dilin zengin olması doğaldır.
Bayburt Valisi Musa Küçükkurt değerli valilerimizden biridir. İngilizce bilen Valimiz değişik eğitimlerden geçerek bu göreve atandı. Doğal Kaynaklardan biri olan BAYBURT taşına büyük önem veren Sayın Valinin 10 kat fazlalaştırılarak taşın çıkarılması için çalışmalar yaptığı bilinmekte. Bu taşın Pazar sorunu olmaması bizleri heyecanlandırmakta. Belki Sayın Küçükkurt Bayburt’a şairleri, yazarları, dil uzmanlarını davet edeceği bir festivale de öncülük edebilir. Bizler de Junior ekibi olarak bu festivalin içinde yerimizi alırız. Selçuklu egemenliklerinden sonra, Osmanlı Ülkesine katılması Yavuz Sultan Selim zamanında oldu.
İlimiz Doğu Anadolu bölgesindedir. Derin ve dar bir vadinin içindedir. Vadi de ayni isimle anılır.
Şehrin tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor . İsminin de nereden geldiği ile ilgili bazı görüşler var. “Bageş” ya da “Paşagiş adı yakıştırılıyor.. Bazıları da Büyük İskender’in komutanı “Lis” ya da “ “Badlis” burada bir kale kurar diye söz ediyor.
Bitlis ismi de diğer bir çok şehirde olduğu gibi şehri kuran komutanın ismini alır.

BİTLİS
Arap ve Selçuklu egemenliklerinden sonra, Osmanlı Ülkesine katılması Yavuz Sultan Selim zamanında oldu.
İlimiz Doğu Anadolu bölgesindedir. Derin ve dar bir vadinin içindedir. Vadi de ayni isimle anılır.
Şehrin tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor . İsminin de nereden geldiği ile ilgili bazı görüşler var. “Bageş” ya da “Paşagiş adı yakıştırılıyor.. Bazıları da Büyük İskender’in komutanı “Lis” ya da “ “Badlis” burada bir kale kurar diye söz ediyor.
Bitlis ismi de diğer bir çok şehirde olduğu gibi şehri kuran komutanın ismini alır.

Hititler Anadolu egemenliğine bu şehirde başladı. Hitit Medeniyetinin başkenti Hattuşaş bu şehirdedir. Çorum bu gün de bir KÜLTÜR ve Sanat şehri.
Özellikle Sungurlu ilçesinden söz etmek istiyorum. Kültür Sanat ve İletişim Festivali için davet edildiğimde Sungurlulular pek çok şair ve yazarı ağırlıyordu. Sungurlu’da bizlere sanatın zevkini yaşattılar. Az olanaklarla çok büyük bir festival düzenlenmişti. Tiyatrodan soylesiye, soylesiden sergiye onlarca etkinliğe katıldık. Festivaldeki etkinliklerle şehir daha da anlamlı bir hale gelmişti. Halkın ve görevlilerin ilgisi görülmeye değerdi. Dönüşümüzde yüreğimizde Çorum-Sungurlu sevgisi yerleşmişti.
“Hattuşa” 1986 yılından beri “Dünya Kültür Mirası Listesi” inde yer alır. Alacahöyük Çorum’a 45km uzaktadır. Eski Tunç Çağı ve Hitit çağında önemli bir dini tören ve sanat merkezi oldu. Alacahöyük’te 4 uygarlık çağı ortaya çıkarıldı. Hititlerin Başkenti Hattuşa kazılarına verilen destek ile “dünyada bir ilk” olarak nitelendirilen proje tamamlandı. Tarihi Milli Park olan ve “UNESCO Dünya Mirası Listesi”nde bulunan Hattuşa’daki Hitit Surları’nın 65 metrelik kısmının orijinal yapısına bağlı kalınarak ayağa kaldırma çalışmasının tamamlanması ile surların tarihi görkemi günümüze taşındı.
Bu güzel şehre, daha fazla yatırım yapılmalı. Sivil toplum örgütleri projelerine koyup şehrin tarihi ilçelerini de sık sık ziyaret etmeli. Boğazköy gibi göz yaşartacak kadar tarihten izler taşıyan yörenin hiç unutulmaması gerektiğine inanıyorum. Okulların da geziler yaparak bu güzel ve tarihi yöreyi çocuklarımıza, gençlerimize tanıtmaları gerekir. Bogazköy’ün, Hattuşaş’in canlandırılması gerektiğine inanıyorum.
Çorum günlük yaşamımızda deyim ve atasözleri gelenekleriyle de var. Çorum’dan gelen özdeyişler çoğumuzun dilinde.

***Acı baldırcanı , kırağı çalmaz,
***Büyük dağın büyük dumanı olur,
***Çirkin bürünür güzel görünür
***Çok söyleme arsız olur, aç koyma hırsız olur
***Düşman düşmana küçük taş atmaz
Kına Gecesi
Çorum’da düğün adetleri de çok ilginçtir. Evliliklerde aileler halen söz sahibidir.
Bu gün size kına geceinden söz etsem sanırım adetlerin ne kadar korunduğunu görebilirsiniz. Cumartesi günü kız evinde herhangi bir saatte “kına yürütme” yapılır. Erkek tarafı iki veya üç kadını bir erkekle beraber kız evine “kınacı” olarak yollar. Bunlar yanlarında kına, kuru yemiş, et, börek, tatlı ve kızın gelinliğini götürürler. Kızın kınada giyeceği kıyafeti de erkek tarafı alıp götürebilir. Ayrıca davul ve zurna da kınacılarla gider. Gelen kınacılara yemek verilir. Kınacılar kızı giydirip süslerler, kızı ortaya getirip oturturlar, yüzüne allı bir yazma örterler, kına türküleri ve ilahi okurlar. Kızı ve orada bulunanları ağlatırlar. Bittikten sonra kızın avucuna para veya altın konup kınası yakılır.
Çorum Adı
Orta Karadeniz bölümünün, iç Anadoluya komşu ilimizin tarihi kesin olarak bilinmiyor. Yıldırım Beyazit zamanında topraklarımıza katıldı. Çorum ismi tarih öncesine dayanır. Türk boyları Anadoluya geldi. Çorum anadolu’ya bağlıydı. O zaman ismi Nikonya idi. Kent büyük bir zelzele
ve sel felaketine uğramış, yerle bir olmuş. Müslümanlık dinini kabulu bu felaketin sonunda oldu. Yerli halka cürümlü denildi, zamanla bu sözcük değişti.Evliya Çelebiye göre ise kentin adının Çorum ve Çevri-Rum deyişlerinindeğişmesi sonucudur. Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi sonrası, Türkmenboylarının Çorum ve yöresini otlak ve yayla olarak kullanması yerlihalkın (genelde o tarihlerde Hiristiyan'dır) göçe zorlanmış olması Evliya Çelebi’yibir bakıma haklı çıkarır gibi olmaktadır.

KONYA
Konya Frik, Asur, Lidya, Pers, Makedonya egemenliklerinden sonra Romalıların eline geçti. İsa’dan sonra Hıristiyan Azizlerinden St. Paul kenti ziyaret etti. İşte bu olaydan sonra şehir bir dinsel merkez olarak gelişti. Hıristiyanlar bu şehre “İkonyum” adını verdiler. Anlamı; “İsa’nın tasviri” demekti. Yezit Bin Muhallit şehri ele geçirdi. Yezit Bin Muhallit Harun Reşit’in komutanıydı. İlk iş şehrin adını değiştirmek olur. Şehri ele geçiren Arap-İslam Devleti şehre, “Kuniye” adını verdi. Bu ismin Türk diline en yakın çevrilişi Konya olarak belirlendi.


AĞRI
Ağrı şehri ismini kendi sınırları içindeki “Ararat”dağından alır.
Çok eski yıllarda yeryüzünde bir su baskını oldu. Nuh Peygamber tufandan kurtulmak için bir gemi yaptı. Eşlerini ve üç oğlunu yanına aldı. Her canlıdan bir erkek bir dişi gemisine yerleştirdi. Gemi tufandan sonra Cudi (Ağrı) dağının doruğunda kaldı.
İçindekiler ölümden kurtuldu.
“Sonsuzluğa doğru kalkacak
Sihirli bir gemi gibisin
göklerde demirli”
Ahmet Muhip Dranas
Zamanla halk dilinde Ararat sözcüğü değişti, kısaldı, “Ağrı” haline döndü.

BALIKESİR
Balıkesir’e 2006 yılında gelen deneyşmli Vali Sayın Selahattin HATİPOĞLU Fransızca bilmekte. Balıkesir ili hem Ege, hem de Marmara Denizine kıyısı olan bir şehrimiz, önemli doğa harikaları ile çevrilidir. Kuşcenneti Milli Parkı (A) Sınıfı Avrupa Diploması’na sahip olup, görülmeye değer eşsiz yerlerimizden.
Deniz, kum, güneş yanında; tarih, termal kaynaklar, yemyeşil zeytin ve çam ormanları, bitki türleri, Kazdağları’nın efsanevi güzellikleri ve bol oksijeni ile dünyanın en güzel, en sağlıklı turizm çekim merkezidir. Ayvalık, Antandros, Adramytteıon gibi antik şehirler, açık hava müzesi görünümleriyle her türlü turizm hareketliliğine olanak sağlar. Turizmde ilk planlı çalışlma Balıkesir’in Erdek, Akçay, Ayvalık ve Burhaniye gibi yerleşim birimlerinde başladı. Bu özellikler Balıkesiri gerçek anlamda diğer turizm cennetlerimizden ayırır, önemli kılar. Balıkesir İşletme Belgeli Tesis bakımından (82 tesis) Türkiye’de 7.sıradadır.
Susurluk çayının kollarından Kazanpınar deresi üzerinde kendi adını taşıyan ovanın batı kıyısında kurulmuş. Çok sevimli ve ünlü bir ilimiz. Burası MYSIA adıyla bilinir. Roma Selçuklu egemenliklerinden sonra Osmanlı topraklarına katıldı.
Karesi Beyliği’nin kurulduğu İlin, Merkez ve çevresinde tarihi kalıntılar, konaklar, camiler, türbeler, kiliseler ve eski dönemlere ait şehir merkezleri bulunur.
Daha sonra Balıkesir adını aldı. Şehrin adının “Eski Hisar” anlamına gelen “PaleoKasto” dan türediği sanılıyor. Halk arasında dolaşan söylentilere göre ise Balıkesir sözü “Balı çok” anlamına geliyor. Bilindiği gibi balı da ünlüdür.
MİLAS ve BODRUM
Ünlü tarihçi Heredot Bodrumludur
Bodrum yöresinde mandalina bahçeleri yok olsa da düğün gelenekleri halen sürüyor. Koskocaman develere çeyizler yüklenir. Deve gelinden de güzel süslenir. Devenin iki yanından bohçalar heybeler sarkıtılır. Saygın biri devenin önünde yürür. Davul zurna ile devenin peşinden tepsiler içinde kırmızı kurdelelerle bağlanmış tepsiler sıralanır. Çoluk çocuk neşeyle yürünür.
Kına geceleriyle bir hafta süren davet yemekleri; dolmalar, keşkek, tatlılar ve turşular masalarda eksik olmaz. Ot yemekleri ününü her zaman korur. Bodrum düğününde ortaya çıkıp oynayabilmek için çalgıcı masasına para bırakmalısınız. Eskiden bu yana devam eden bir gelenektir bu.
Ahşap işlemeler, ipek dokumalar, taş evler Kızılağaç köyünde yaşayanların dünyasını oluşturur. Milas kilimleri konukları büyüler. Kızılağaç için Labranda antik kente doğru gitmelisiniz. Her isteğinize boyun eğen sevdikleriniz; sizi bu ziyaretten yoksun bırakmazlar diye düşünürüm.
Şimdi Bodrum’da üniversite gençliği var, Muğla Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ile bir kaç yıldır öğretime başladı. Dileğimiz bu eğitim ve öğrenim içinde Milas Kilimlerinin ayrı bir yeri olması.

Bodrum Adı
İlk çağ adı Halikarnasostu. Bizans, Rodos şovalyeleri ve Menteş Beyliği egemenliği altında kaldı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Rodos ile birlikte Osmanlı topraklarına katıldı.
Bodrum Efsanesi;
Bodrum’un hemen yanında Bardakçı koyu vardır. Eski çağlarda burada duru bir göl varmış. Gölün suyu yemyeşilmiş. Mersin ağacından taraklarla saçını tarayan Su Perisi bu gölde yıkanırmış. Bir gün yakışlıklı bir genç Su Perisini görrnüş. Aşık olmuş. “Bizi kavuştur” diye dua ediyormuş. Tanrı bu iki sevdalıyı birleştirmiş. Tek beden, iki kafa olarak orada yaratık olarak kalmışlar. Yaşamları sona erince, Kaplankaya adı verilen bölgeye gömülmüşler. Bir de anıt yapılmış. Sonradan o güzel yöre evlerle dolmuş
BURSA
Türkiye’nin beşinci büyük şehri Bursa’dır. Eski çağlarda Bitinye adı verilen bölgenin başşehriydi Bursa. Bursa’yı kuran da Bitinya Kralı Prusias’tır. Önce Bursa’nın adı “PRUSA” oldu.
Günümüzde Bursa bir sanayi şehridir. Ama benim izlenimlerimi almak isterseniz, bursa benim için eğlence merkezimdir. Hem eğlenirim hem de dinlerim. Eşim ve çocuklarımla çoğu zaman alış verişlerimi bile arabamızla geçerken otoban üzerindeki o çok güzel sunum yapan mağazalarından alırız. Kaplıcaları sıcacık suları, kış aylarında Uludağ’ı sanki Türkiye için bir nimettir.İstanbul’da bir hafta sonu planı yapmak, dostlarla mutlu birkaç gün geçirmek Bursa’ya gitmekle mümkün olur. Sizlere de bu tür planlarda söz hakkı verildiğinde Bursa’ya gidelim diyebilirsiniz. Hayvanat Bahçesi. Kır kahveleri, sokak araları en sevdiğim mekanlarıdır. Sizlere türbe ve tarihi camilerinden de söz etmek isterim, ama oralara mutlaka gidip göreceksiniz diye düşünüyorum. Bir imza programı içinde Bursalı gençlerle ve çocuklarla tanıştım. Belediye’nin Kütüphanesinde yapılan bu etkinlik bana Amerika’daki kütüphaneleri anımsattı. Etkinlik, imza, çocuklar ve kitaplar her şey özenle hazırlanmıştı. Bu kuruluşta çalışan insanlar çocuklara kitap sevgisi verebilmek için özenle seçilmişti. Çocukların ve gençlerin kitaba olan sevgilerini görmem de unutamayacağım anılarımın arasındadır. Gelin hep beraber Bursa’ya bir KÜLTÜR ve etkinlik şehri diyelim
SÖYLENTİ
Polifemos, Hylas ve savaşçı Herakles çok iyi arkadaştırlar. Birlikte savaşa katılırlar. Mudanya’ya(Mirlea- o günkü adı) ulaşırlar. Herakles bir şanssızlık yaşar; küreği kırılmıştır, yerine yenisini yapmak zorundadır. Mudanya’da bir ağaç dalına uzanır, onu kürek yapmak için keser.
Hylas, arkadaşı kürek yapmak için uğraşırken, su aramaya gider. O kadar uzaklaşır ki ormanın içinde kaybolur.
Yakışıklı ve güzel bir genç olan Hylas’e aşık olan su perileri onu saklamışlardır. “Hylas! Haylas” diye bağırarak ormanın içine dalan arkadaşları, günlerce dolanırlar. Ne yazık ki bulamazlar. Herakles yoluna devam etmek zorundadır.
Polifemos’un arkadaşına kavuşma umudu kaybolmaz. Herakles umudunu kaybetmiş bir şekilde yoluna devam eder. Polifemos mutlaka bulacağına inanır, orada kalıp aramaya devam eder. O bölge Polifemos’un gelecekte yaşayacağı yer olur. Yöreye yerleşir. Önce ova üzerinde KİOS şehri daha sonra PRUSA kurulur. Yani o şehir bu gün BURSA şehridir.
MAGNESYA-MANİSA
Ege bölgesindeki Manisa’nın ismi çok büyük değişimlere uğramadı. Yunanca olduğu sanılan “Magnesya” sözünden geliyor. Türklerin koyduğu Manisa ismi önce “Magnesya” olarak söyleniyordu.
Şehri Süleyman Şah ele geçirmeden önce sırasıyla; Lidya, Pers, Makedonya, Rama ve Bizans egemenliklerinde kaldı. Bu şehir Birinci Haçlı seferlerinden sonra bir kez daha Bizanslıların eline geçti. Anadolu Selçuklu Devletinin Uç beylerinden biri olan Saruhan Bey tekrar ele geçirdi. Anadolu Selçuklu Devletinin de son yıllarıydı, alınan şehir başkent yapıldı. Manisa daha sonra Yıldırım Beyazıt tarafından Osmanlı topraklarına katıldı.
EFSANE-AĞLAYAN KAYA
Manisa’daki ağlayan kayanın Kral Tantalos’un kızı Niobe olduğuna inanılır. Niobe’nin on iki çocuğu vardır. Çocuklarıyla gurur duyar, başkalarını küçümser. Onları çok üstün görür. Leto çok kıskanır. Çocukları Artemis ve Apollondan Niobe’yi cezalandırmalarını ister. Böylece onlar Niobe’nin çocuklarını öldürürler.
Niobe’nin acısı sonsuzdur. Acıyı dindirmek için Baştanrı Zeus Niobe’yi kaya haline dönüştürür. O gün bu gündür, acısı dinmez, halen kayadan yaşlar gelir.


AKÇAABAT
Şirinliği ile ünlü olan Akçaabat herkesin görmesi gereken bir yerleşim yeridir. İsmini ünlü kalesinin beyaz renkli taşlarından alır. Akçaabat kalesi zamanında limanı korumak için yapıldı.
AKÇAABAT ÖYKÜSÜ
Bizans’ın tekfuru çocuk sahibi olamıyormuş. Bir gece ilginç bir rüya görmüş. Rüyasında kapkara sakalları olan bir papaz ona; “senin bir kız çocuğun olacak. Ama onu hiç güneşe çıkarmayacaksın, güneşe çıkarırsan sararıp solacak. Çocuğun hiç güneş görmemesi lazım” demiş.
Bir gün Bizans tekfurunun gerçekten bir kız çocuğu olmuş. Çok sevinmişler. Çaresiz tekfur, kalenin içinde hiç penceresiz bir oda inşa ettirmiş. Kızını bu odaya koymuş. İçeri güneş giremiyormuş.
Günler geçmiş, tekfurun kızı büyümüş.
O yılların birinde Selçuklu Türkleri kaleyi kuşatmışlar. Bir türlü kaleyi ele geçiremiyorlarmış. Sonunda yeraltından bir tünel kazmaya karar vermişler.
Tekfurun kızı kazılan bu tünelden gelen yakışıklı bir askeri görünce, şaşırmış. O an âşık olmuş. “Beni buralardan al götür, yakışlıklı asker “diye yalvarmış. Meğer asker de, bir bakışta kıza âşık olmuş. Kızın yalvarmalarını yanıtsız bırakması olanaksızmış.
Askerle tekfurun güneş görmemiş kızı birlikte çıkmışlar. Kız bir anda kendinin gün ışığının içinde bulmuş. Sararıp solmaya başlayan kız; yanındaki askere hayran hayran bakarken, ne yapacağını bilememiş. Birkaç adım sonra da ölüp kalmış.
Kızın öldüğü yerde beyaz zambaklar bitmiş.
Kaleyi ele geçiren Türk komutanı kızın öyküsünü dinlemiş. Çok üzülmüş. Kızın öldüğü yere taşları bembeyaz bir türbe yaptırmış. Zamanla herkes bu türbede adak yapmaya başlamış. Özellikle sevgilisine kavuşmak isteyen âşıklar gelirmiş. Daha sonra o türbenin etrafında evler kurulmuş.
İşte o yöre Trabzon’a bağlı, Akçaabat ismini alan o şirin yerleşim yeri olmuş

ANKARA
Ankara bir zamanlar bağlar bahçeler diyarı bir yöreydi.
Anakara’nın adı Engürü olarak geçer. Ankara sözünün üzüm anlamına geldiğini Engür sözünden türediğini söyleyen kaynaklara rastlarsınız.
Yunanca’da koruk anlamına gelen “Agurida” sözü de vardır.
Hint-Avrupa dilinde “eğmek “ anlamına gelen ANK
Sanskritçe’de “Kıvrıntı” anlamına gelen “ANGAB” sözü var.
Latince’de “çengel” anlamına gelen, “ UNCUS” sözünden türediğini savunanlar da var.
Frigya’da da “ANK” sözcüğü var.
Engebeli, kıvrıntı sözcüğünden aldığını kabul etmek en mantıklısı gibi görünüyor.
Sırasıyla Ankara; Ankrya, Ankura,Ankuria, Angur, Engürü, Engürüye, Angare, Angora, Ancora, ve son olarak da ANKARA ismini aldı.
ANTAKYA
İsa’dan önce 4000 yıllarından söz ediyoruz. Şöyle bir düşünüp, ne kadar eski bir yerleşim yeri olduğunu kabul edebilirsiniz.
Kurulduğu günden beri de üzerinde yaşam olan bir şehir.
Antakya’da önce Hititler yaşamaya başlıyor. Antigonos büyük bir general, bu büyük general, önce Suriye ve ardından Antakya’yı işgal eder.
Antigonos Makedonya kralı Büyük İskender’in Generallerindendir. İşgal ettiğinde, Antakya diye bir şehir yoktu, toprak vardı.
İsa’dan önce 300 yıllarında Makedonya Kralı Seleukoz Antakya’yı kurdu. Siz de olsanız belki onun gibi yapardınız, kurduğu şehre babasının ismini verdi. ANTİOKHİA şehrin adı oldu. ANTİOKHİA zamanla çok büyüdü. Başşehir olmayı başardı.
Bizanslılar, Romalılar ve Yunanlılar bile bu şehri ele geçiremediler. Çin ve Doğu Türkistan’dan gelen ticari kervanların kavşak noktasıydı. Çok önemli bir şehirdi.
Yavuz Sultan Selim Antakya’yı 1515 de Osmanlı topraklarına kattı.
GÜZEL “İSKENDERUN”
Antakya’dan söz edip de, güzel İskenderun’dan söz edilmez mi?
Deniz kenarında şirin bir yerleşim yeri. İskenderun’u da Büyük İskender kurdu. Antakya’dan bir yıl sonra kuruldu. Yani 1516 da.
İsmini kurucusundan alır. Önceleri ismi, Küçük İskender’di, yani Aleksandria Minor. Mısır’da da İskenderiye şehri vardı, onu da İskender kurmuştu. İskenderun’a küçük denmesinin nedeni ikisinin birbirine karışmaması içindi. Çok güzeldi, ama gerçekten küçüktü.






EDİRNE
Edirne yalnız Edirnelilerin değil. Türkiye’ye adım atan her yabancının bizleri tanıyabileceği bir yerleşim yeri.
Eski adı Odris olan Edirne önemli bir şehrimiz diye düşünüyorum. Bu günkü Edirne daha özel, bakımlı olabilir. 21. Yüzyılda yaşarken Edirne yalnız bırakılmamalı. Biraz sanat, biraz gözü mutlu eden düzenlemelerle hoşlanılacak bir hale getirilmeli.
Göbekler, yol çizgileri, Avrupa şehirlerindeki gibi dönüşleri gösteren renkli oklarla hemen anlam kazanabilir. Edirne’ye her gidişimde Brüksel’in Tervuran kasabasını hatırlarım. Tervuran çok sevilen bir yerleşim yeri olmasına rağmen Belçikalıların gözdesi değildir, ama dışardan gelen yabancıların çok ilgisini çeker. Keşke Edirne başkanları Tervuran ile Edirne şehrini kardeş yapsalar. Birbirlerinin güzelliklerini paylaşsalar diye düşünürüm. Biraz düzenlemeyle oradan çok daha güzel olabilecek bu önemli şehrimizin kalbimde ayrı bir yeri vardır. Özellikle Selimiye Camisi çevresindeki karışıklık Kapalı-çarşısının güzelliğini bile unutturacak hale getirebiliyor. Bence Selimiye Camisinin etrafı sokak satıcılarından ve kargaşadan arındırılmalı. Caddelerde ve sokak aralarındaki su sızıntıları, ıslaklıklar, çağa uymayan trafik akışı düzenlenmeli diye düşünüyorum.
Edirne’yi sevenler mutlaka onun güzelliği için binaları yıkmadan, yeni binalarla güzel tarihi şehri boğmadan da bir şeyler yapabilirler.
İSMİ NEREDEN GELİYOR
İkinci Yüzyılda yeniden, Hadrianus tarafından kurulduğu için adı; Hadrianopolis olarak kabul edildi.
İsim yanına eklenen ek (opolis) şehre, “onun şehri” anlamını verir. Kendi adıma bir şehir kurmaya karar versem, bu kurala uyarsam adının “Filizopolis” olması gerekir. Yani filiz’in şehri. Sizler de kendi isimlerinize göre şehirler kurabilir, o şehirlere isim verebilirsiniz.
Trakya’da, İstanbul’dan sonra en büyük şehrimiz Edirne’dir. İlk kez kurulduğunda ismi Odris olan Edirne, Tunca ve Arda ırmaklarının birleştiği yerdeydi. Roma ve Bizans egemenlikleri altında kaldı. Birinci Murat zamanında Bizanslılardan alınıp Osmanlı ülkesine katıldı. Batılı kaynaklarda uzun zaman ismi; Adrianopolis olarak görülür. Bu günkü ismini Osmanlılar verdi.

Bu İsim Ona yakıştı
Sino, Germanicia, ve Markasi gibi isimler aldıktan sonra Maraş olarak bilindi. Hititler tarafında kullanılan Markasi sözcüğünün halk dilinde değişerek Maraş olduğu düşünülüyor.
Asur, Pers, Makedonya ve Kapodokya Krallıklarından sonra Romalıların eline geçti. Romalıların şehir için kullandıkları isim Germanicia idi. Bu isim Roma imparatoru CALLİGULA’ya ile eşleştirildi-Germanikelia. Kahramanmaraş Bizans ve Arap egemenlikleri altında kaldı. Maraş adının Arapça “zelzele-titreme” anlamına gelen “Re’aşa” filinden türeyerek olduğunu savunanlar da var. Şehir daha sonra Selçukluların eline geçti. 1515 yılında Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlı döneminde şehrin adı Zülkadir sözcüğü ile de kullanıldı.
Birinci Dünya Savaşından sonra İngilizler Maraş’ı işgal edip Fransızlara teslim ettiler. Şehrin kahraman halkı savaşıp, 11Şubat1922de Şehri düşmandan kurtardı. Bu kahramanlığın anısına çıkarılan bir yasayla Şehre KAHRAMAN sözcüğü eklendi.

Tarihin çok eski zamanlarında burada Tumanna isimli bir şehir vardı. Gas-Gas adlı savaşçı çok iyi ata binerdi. O kavimdekiler daima siyah deri giysiler giyerdi. Sümer ülkesinin kuzeyindeki yurtlarını terk edip, Asur Devletinin kurulmasıyla daha güneye geldiler. Geldikleri ülke Tumana idi. Batılı uzmanlara göre bu isim; Gas ve Tuman sözcüklerinin kaynaştırılmasıyla doğdu. “Gastuman” şeklini aldı.
Kastamonu sözcüğü de işte böylece “Gastuman” sözcüğünden türetildi.
Bir Efsane
1124 yılında Melik Gazi Gümüştekin tarafından Kars kalesi kuşatıldı. Melik Gazi Alpaslan’ın komutanlarındandır. Haftalarca süren bir kuşatma olmasına rağmen kale alınamadı. Bizans komutanının kızı Moni, savaş devam ederken Yakışıklı komutan Melik Gazi’ye âşık olur.
Genç kız aşkıyla sevgilisine yardım etmek ister. Duygularının peşinden sürüklenip, anahtarları çalar ve kale kapılarını genç ve yakışıklı komutana açar. Böylece kale Türklerin eline geçer. Durumu öğrenen Bizans tekfuru, Gümüştekin’in canını bağışlar, kızına da bir zarar vermez, ama kızının yaptığına dayanamadığı için; “Bana gastın neydi Moni” diyerek, kendi hançeriyle kendi canına kıyar


KIRKAĞAÇ
1350 yılında Türk Kalbuz aşiretleri tarafından kurulur. Kırk çadır kırk ağacının dibinde kurulduğu için adı KIRKAĞAÇ olur.
BİR EFSANE
Bir rivayete göre oğlu lehine tahttan çekilip Manisa’da dinlenmekte olan İkinci Murad’ı, oğlu Fatih Sultan Mehmet İstanbul’a davet eder. Ancak yolda karısının doğum sancısı tutar. Akhisar’in Başlamış köyünde başlayan bu ağrılar “Kurtulmuş Köyü”nde biter. Çocuk dünyaya gelir.
Sarı Abdullah Mesnevi’yi ilk Türkçeleştiren kişidir. Sarı Abdullah hükümdarın hocasının çok yakın arkadaşıdır. Sarı Abdullah o yörenin ileri gelenlerini de yanına alarak bebeği ziyarete gider. Hediyeler götürürler. Hükümdarı kırk çadırın bulunduğu KIRKAĞAÇ’a davet ederler. Kırk büyük çınar ağacının altında ziyafet verilir. Hükümdar buraya ev yaptıracak olanlardan vergi ister.

AYDIN
Büyük Menderes ovasının tam ortasında. Kendi adını taşıyan dağların, güneyindedir.
Eğitimli gençleriyle her zaman dikkati çeker Aydın. Gençlerin yaşamında önemli yeri olan sınavlarda Aydın’da eğitilen gençler ön sıralardadır. Onları hayranlıkla izlerim.
Aydın yeşilden de kısmetini alan güzel bir şehrimiz. Bu tarım kenti, ne yazık ki şu zamnlarda su sıkıntısı çekiyor. Aydın Valisi Mustafa Malay suyla yatıp suyla kalktığını söylemekte. Akıllı planlarla bu sıkıntıyı hafifleteceğini düşünüyorum.
Aydın önemli üç kaplıcayı bünyesinde barındırıyor. İmamköy ve Davutlar kaplıcaları çok sağlıklı. Önemli mineralleri barındıran kaplıcalardan yararlanmayı bilerek gençleşen ve hastalığına şifa bulanları çok şanslı. Aydın’a uğradığınızda mutlaka Zeus Mağarasına gitmelisiniz. Dilek yarımadası üzerindeki Zeus Mağarası çocuklar için yüzme olanağı sağlayan bir küçük havuza da sahip. Etrafı ağaçlarla çevrili bir yoldan mağaraya ulaşılır. Oraya gitmek çok eğlenceli.
Efeler fakire fukaraya yardım eden, köy yiğitleridir. Delikanlı, efe, zeybek bunlar birbirini çağrıştıran sözcüklerdir. Aydın efelerinin tarihte kahramanlıkları vardır.
Size Aydın’a özgü deyimlerden de söz etmeliyim.; “Pis boğazla, boş boğaz dertten kurtulmaz” “Dağ dağ üstüne olmuş, ev ev üstüne olmamış” sözleri Aydın’a aittir. Benim en sevdiğim deyimlerden biri olan “şekerleme yapmak” “canı çekmek” gibi deyimler de Aydın’a aittir.
Aydın
İlk olarak şehri Argoslular kurdu. Bu günkü ismini Aydınoğullarından Mehmet Bey Verdi. “Aydın Güzelcehisarı”
Zamanla kısalarak Aydın adını aldı. Bu isim Mehmet beyin babasının ismidir. Yıldırım Beyazit Osmanlı topraklarına kattı.
Aydın İnciri
13 Eylül 2007 de Aydın’ın en önemli meyvesi Aydın inciri olarak bir kokteylle tescillendi.

BAYBURT
Ortaçağdaki adı; “Paypert” ya da, “Pepert” idi. Bu günkü adı bu isimlerden geliyor
Doğu Karadeniz bölgesinin iç bölümündedir. Kültür festivalleriyle dünyaya açılan Bayburt uzun zaman Gümüşhane ilinin ilçe merkeziydi. Bayburt’un tarihi çok eskidir. Bayburt’un en büyük özelliği, Selçukluların Anadolu’da ilk ele geçirip yerleşikleri yer olmasıdır. Çaldıran savaşından sonra Osmanlı topraklarına katıldı.
Bana göre Bayburt’ta TURKCE DİL FESTİVALLERİ yapılmalı.
Bayburt’un kendine has sözcükleri vardır. Mahalli sözcüklerinden bir çoğu bu gün değişik yörelerde de sevilerek kullanılır. Bunlardan bir kaçı; süt ve yoğurttan yapılan maddelere Ağartı derler. Bu sözcüğün dilimiz için ne kadar gerekli olduğunu size söylemeliyim. Süt mamullerinin çok olduğu bir ülkede yaşıyoruz böyle bir sözcüğün varlığı Türk diline zenginlik verir.
Yeterince mayalanmamış ekmek hamuruna Anık denir. Hepimizin kullandığı sözcük Bıldır-Gelecek yıl bir Bayburt sözcüğüdür. Cılcıbıl sözcüğü çıplak sözcüğü yerine kullanılır. Tarlayı yabancı otlardan temizleme sözcükleri bile vardır. Kahan bu anlamdadır.
Şaplak sözcüğünü hepiniz duydunuz sanırım, bu da bir Bayburt sözcüğüdür. Bayburt yöresinde kullanılan ve Türkçe kurallara uyan sözcükler dil üzerinde çalışma yapanlara kaynak teşkil edebilir diye düşünüyorum.
Ünlü Şair Zihni’yi yetiştiren şehirde dilin zengin olması doğaldır.
Bayburt Valisi Musa Küçükkurt değerli valilerimizden biridir. İngilizce bilen Valimiz değişik eğitimlerden geçerek bu göreve atandı. Doğal Kaynaklardan biri olan BAYBURT taşına büyük önem veren Sayın Valinin 10 kat fazlalaştırılarak taşın çıkarılması için çalışmalar yaptığı bilinmekte. Bu taşın Pazar sorunu olmaması bizleri heyecanlandırmakta. Belki Sayın Küçükkurt Bayburt’a şairleri, yazarları, dil uzmanlarını davet edeceği bir festivale de öncülük edebilir. Bizler de Junior ekibi olarak bu festivalin içinde yerimizi alırız. Selçuklu egemenliklerinden sonra, Osmanlı Ülkesine katılması Yavuz Sultan Selim zamanında oldu.
İlimiz Doğu Anadolu bölgesindedir. Derin ve dar bir vadinin içindedir. Vadi de ayni isimle anılır.
Şehrin tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor . İsminin de nereden geldiği ile ilgili bazı görüşler var. “Bageş” ya da “Paşagiş adı yakıştırılıyor.. Bazıları da Büyük İskender’in komutanı “Lis” ya da “ “Badlis” burada bir kale kurar diye söz ediyor.
Bitlis ismi de diğer bir çok şehirde olduğu gibi şehri kuran komutanın ismini alır.

BİTLİS
Arap ve Selçuklu egemenliklerinden sonra, Osmanlı Ülkesine katılması Yavuz Sultan Selim zamanında oldu.
İlimiz Doğu Anadolu bölgesindedir. Derin ve dar bir vadinin içindedir. Vadi de ayni isimle anılır.
Şehrin tam olarak kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor . İsminin de nereden geldiği ile ilgili bazı görüşler var. “Bageş” ya da “Paşagiş adı yakıştırılıyor.. Bazıları da Büyük İskender’in komutanı “Lis” ya da “ “Badlis” burada bir kale kurar diye söz ediyor.
Bitlis ismi de diğer bir çok şehirde olduğu gibi şehri kuran komutanın ismini alır.

Hititler Anadolu egemenliğine bu şehirde başladı. Hitit Medeniyetinin başkenti Hattuşaş bu şehirdedir. Çorum bu gün de bir KÜLTÜR ve Sanat şehri.
Özellikle Sungurlu ilçesinden söz etmek istiyorum. Kültür Sanat ve İletişim Festivali için davet edildiğimde Sungurlulular pek çok şair ve yazarı ağırlıyordu. Sungurlu’da bizlere sanatın zevkini yaşattılar. Az olanaklarla çok büyük bir festival düzenlenmişti. Tiyatrodan soylesiye, soylesiden sergiye onlarca etkinliğe katıldık. Festivaldeki etkinliklerle şehir daha da anlamlı bir hale gelmişti. Halkın ve görevlilerin ilgisi görülmeye değerdi. Dönüşümüzde yüreğimizde Çorum-Sungurlu sevgisi yerleşmişti.
“Hattuşa” 1986 yılından beri “Dünya Kültür Mirası Listesi” inde yer alır. Alacahöyük Çorum’a 45km uzaktadır. Eski Tunç Çağı ve Hitit çağında önemli bir dini tören ve sanat merkezi oldu. Alacahöyük’te 4 uygarlık çağı ortaya çıkarıldı. Hititlerin Başkenti Hattuşa kazılarına verilen destek ile “dünyada bir ilk” olarak nitelendirilen proje tamamlandı. Tarihi Milli Park olan ve “UNESCO Dünya Mirası Listesi”nde bulunan Hattuşa’daki Hitit Surları’nın 65 metrelik kısmının orijinal yapısına bağlı kalınarak ayağa kaldırma çalışmasının tamamlanması ile surların tarihi görkemi günümüze taşındı.
Bu güzel şehre, daha fazla yatırım yapılmalı. Sivil toplum örgütleri projelerine koyup şehrin tarihi ilçelerini de sık sık ziyaret etmeli. Boğazköy gibi göz yaşartacak kadar tarihten izler taşıyan yörenin hiç unutulmaması gerektiğine inanıyorum. Okulların da geziler yaparak bu güzel ve tarihi yöreyi çocuklarımıza, gençlerimize tanıtmaları gerekir. Bogazköy’ün, Hattuşaş’in canlandırılması gerektiğine inanıyorum.
Çorum günlük yaşamımızda deyim ve atasözleri gelenekleriyle de var. Çorum’dan gelen özdeyişler çoğumuzun dilinde.

***Acı baldırcanı , kırağı çalmaz,
***Büyük dağın büyük dumanı olur,
***Çirkin bürünür güzel görünür
***Çok söyleme arsız olur, aç koyma hırsız olur
***Düşman düşmana küçük taş atmaz
Kına Gecesi
Çorum’da düğün adetleri de çok ilginçtir. Evliliklerde aileler halen söz sahibidir.
Bu gün size kına geceinden söz etsem sanırım adetlerin ne kadar korunduğunu görebilirsiniz. Cumartesi günü kız evinde herhangi bir saatte “kına yürütme” yapılır. Erkek tarafı iki veya üç kadını bir erkekle beraber kız evine “kınacı” olarak yollar. Bunlar yanlarında kına, kuru yemiş, et, börek, tatlı ve kızın gelinliğini götürürler. Kızın kınada giyeceği kıyafeti de erkek tarafı alıp götürebilir. Ayrıca davul ve zurna da kınacılarla gider. Gelen kınacılara yemek verilir. Kınacılar kızı giydirip süslerler, kızı ortaya getirip oturturlar, yüzüne allı bir yazma örterler, kına türküleri ve ilahi okurlar. Kızı ve orada bulunanları ağlatırlar. Bittikten sonra kızın avucuna para veya altın konup kınası yakılır.
Çorum Adı
Orta Karadeniz bölümünün, iç Anadoluya komşu ilimizin tarihi kesin olarak bilinmiyor. Yıldırım Beyazit zamanında topraklarımıza katıldı. Çorum ismi tarih öncesine dayanır. Türk boyları Anadoluya geldi. Çorum anadolu’ya bağlıydı. O zaman ismi Nikonya idi. Kent büyük bir zelzele
ve sel felaketine uğramış, yerle bir olmuş. Müslümanlık dinini kabulu bu felaketin sonunda oldu. Yerli halka cürümlü denildi, zamanla bu sözcük değişti.Evliya Çelebiye göre ise kentin adının Çorum ve Çevri-Rum deyişlerinindeğişmesi sonucudur. Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi sonrası, Türkmenboylarının Çorum ve yöresini otlak ve yayla olarak kullanması yerlihalkın (genelde o tarihlerde Hiristiyan'dır) göçe zorlanmış olması Evliya Çelebi’yibir bakıma haklı çıkarır gibi olmaktadır.

KONYA
Konya Frik, Asur, Lidya, Pers, Makedonya egemenliklerinden sonra Romalıların eline geçti. İsa’dan sonra Hıristiyan Azizlerinden St. Paul kenti ziyaret etti. İşte bu olaydan sonra şehir bir dinsel merkez olarak gelişti. Hıristiyanlar bu şehre “İkonyum” adını verdiler. Anlamı; “İsa’nın tasviri” demekti. Yezit Bin Muhallit şehri ele geçirdi. Yezit Bin Muhallit Harun Reşit’in komutanıydı. İlk iş şehrin adını değiştirmek olur. Şehri ele geçiren Arap-İslam Devleti şehre, “Kuniye” adını verdi. Bu ismin Türk diline en yakın çevrilişi Konya olarak belirlendi.
ÇANKIRI ADI NEREDEN GELİYOR
Orta Kızılırmak bölümünde bir ilimizdir. İç Anadolu’daki bu ilimiz ilk çağda “Gangra” sözcüğü ile anılırdı. Gangra Kalesinin de içinde kuruluydu. Yakın zaman kadar Çankırı ilimiz “Çangırı” “Çenğiri” deniyordu.
Pontus, Roma, Arap ve çeşitli Anadolu beyliklerinin egenliği altında kalan Çankırı Birinci Murat zamanında Osmanlı topraklarına katıldı.

DİYARBAKIR ADI NERDEN GELİYOR
İran, Arap, Bizans ve Selçuklu egemenliğinde kalan şehir, 1515 yılında, Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katıldı.
Eski adı Amida’dır. Yunan ve Latin kaynaklarında böyle görülür. İslam eserlerinde “Amid” Hamid demek. Dede Korkut kitaplarında bu isme raslanır. İbni Valil adlı göçebe Arap boyu bu çevrede dolaştığından 8. yüz yüzyılda Abbasiler buraya ana bölge anlamına gelen Diyarbakır adını verdiler.
Atatürk 1937 yılında, İl topraklarında zengin bakır madeni bulunduğundan Bakanlar kurulu kararı ile şehrin adını değiştirip, “ Bakır ülkesi” anlamına gelen Diyarbakır ismini verdi.

MERSİN ADI NEREDEN GELİYOR
Mersin Şehrinin yakınlarında eskiden MERSİNLİ adında bir aşiret varmış. Bu aşiret Türkistan’dan gelen aşiretlerdenmiş. MERSİN adı ile Anadolu'da daha yedi, sekiz tane köy vardır ki, MERSİN adı bu Mersin adındaki Türk Oymağının adına göre konmuştur. Yoksa Mersin'deki Mersin ağacından dolayı buranın adı MERSİN konmuş değildir.

İSTANBUL'UN ADALARI
Yassıada ve Sivriada iki hayırsızadadır. Biri sivri biri yassı olduğu için bu isimleri aldı. Sedef Adası zaman zaman sürgün yeri olarak kullanıldı, ama zaman zaman da koruma altına alınarak yeşillendirildi. Bazen de 1. Dünya Savaşında olduğu gibi adanın bütün ağaçları kesildi. Tavşan bol olduğu için Tavşan Adası adıyla da anıldı. Özel mülkiyete dönüştürüp buraları kendilerine göre yaşanır hale getirenler de oldu. Ağaçlar ekildi, hayvan çeşitliliği sağlandı.
Marmara Denizi'nde, İstanbul'a bağlı, Burgaz Adasının karşısında özel mülkiyet elinde bir ada vardır. Adaya vapur seferi yoktur. Uzunluğu yaklaşık birkaç yüz metre olan bu ada eskiden sürgün yeri olarak da kullanıldı. Eski adı Pita. Daha sonra evrim geçirip pide adası olarak da anılır. Daha sonra kaşığa benzeyen görünümünün dolayı Kaşık Adası olarak anıldı. Adanın sahibi 1950'li yıllarda Rum aile Dalon adında bir aileydi. Daha sonra bu ada bir turizm şirketine satıldı. Şirket adaya inşaat yapmak istedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koruma adına izin vermedi. Şu an bu adada 5 bekçi ve 10-15 vahşi köpek, iki küçük ev ve basit bir liman vardır.
Her alanda olduğu gibi adaların içinde de bazıları, özelliklerini korumayı başardı. Yaşayan halkın sevgisini kazandı.
Yabancılar tarafından Marmara denizimizdeki adalar PRENS adaları olarak bilinir. Bizde pek kullanılmayan ve halk tarafından da benimsenmeyen sözcüğün içine giren adalardan Heybeliada, İstanbul Prens takımadasının en yeşil adasıdır. Eski adı Rumca bakır anlamına gelen Halki'dir. Uzaktan bakıldığında gerçekten bir heybeye de benzetilebilir.
Büyükada için büyük anlamına gelen prinkipo sözcüğünden yola çıkılır. Prinkipo, yunanca "büyük" demektir. Büyükada İstanbul adaları'nın en büyüğüdür. Kınalıada adını, ada toprağının kızıla çalan renginden alıyor. Artık pek bu rengi görmek mümkün değil; ama Kınalıada'ya yaklaşırken, neredeyse adayı çepeçevre saran kumların rengini hemen görüyorsunuz. İstanbul Adaları
Bu haftaki yazımızı Dusod Kampında yazı eğitimi verdiğimiz Asena ve Beliz Eker hazırladı. Asena İlhami Ahmet Örnekal İlköğretim okulundan mezun, OKS ile yerleştirilmeyi bekliyor. Beliz İstanbul Koç Vakfı Özel Koç İlk Öğretim Okulu öğrencisi. İki öğrenci de fotoğraf çekti yazı etkinlikleriyle tatillerini değerlendirdi. Beliz ve Asena adalarımız hakkında topladıkları bilgileri bize yazdılar. Yassıada ve Sivriada iki hayırsızadadır. Biri sivri biri yassı olduğu için bu isimleri aldı. Sedef Adası zaman zaman sürgün yeri olarak kullanıldı, ama zaman zaman da koruma altına alınarak yeşillendirildi. Bazen de 1. Dünya Savaşında olduğu gibi adanın bütün ağaçları kesildi. Tavşan bol olduğu için Tavşan Adası adıyla da anıldı. Özel mülkiyete dönüştürüp buraları kendilerine göre yaşanır hale getirenler de oldu. Ağaçlar ekildi, hayvan çeşitliliği sağlandı.
Marmara Denizi'nde, İstanbul'a bağlı, Burgaz Adasının karşısında özel mülkiyet elinde bir ada vardır. Adaya vapur seferi yoktur. Uzunluğu yaklaşık birkaç yüz metre olan bu ada eskiden sürgün yeri olarak da kullanıldı. Eski adı Pita. Daha sonra evrim geçirip pide adası olarak da anılır. Daha sonra kaşığa benzeyen görünümünün dolayı Kaşık Adası olarak anıldı. Adanın sahibi 1950'li yıllarda Rum aile Dalon adında bir aileydi. Daha sonra bu ada bir turizm şirketine satıldı. Şirket adaya inşaat yapmak istedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi koruma adına izin vermedi. Şu an bu adada 5 bekçi ve 10-15 vahşi köpek, iki küçük ev ve basit bir liman vardır.
Her alanda olduğu gibi adaların içinde de bazıları, özelliklerini korumayı başardı. Yaşayan halkın sevgisini kazandı.
Yabancılar tarafından Marmara denizimizdeki adalar PRENS adaları olarak bilinir. Bizde pek kullanılmayan ve halk tarafından da benimsenmeyen sözcüğün içine giren adalardan Heybeliada, İstanbul Prens takımadasının en yeşil adasıdır. Eski adı Rumca bakır anlamına gelen Halki'dir. Uzaktan bakıldığında gerçekten bir heybeye de benzetilebilir.
Büyükada için büyük anlamına gelen prinkipo sözcüğünden yola çıkılır. Prinkipo, yunanca "büyük" demektir. Büyükada İstanbul adaları'nın en büyüğüdür. Kınalıada adını, ada toprağının kızıla çalan renginden alıyor. Artık pek bu rengi görmek mümkün değil; ama Kınalıada'ya yaklaşırken, neredeyse adayı çepeçevre saran kumların rengini hemen görüyorsunuz.
Prens Adaları; sürgünlerin, işkencelerin, cinayetlerin beşiği olduğu kadar doğal güzellikleriyle ressamlara, yazarlara ve şairlere esin kaynağı oldu. Mimarlık tarihi açısından birçok kilise ve manastırın yanı sıra köşk ve konaklarıyla Aya Yorgi Kilisesi, Cumhuriyet döneminde yapılan Anadolu Kulübü ve Splendid Otel işlevlerini bugün de sürdürmektedir. Adada keçilerin yaşadığı bilinmektedir. Keçilerin ihtiyacı olan taze su ilçenin balıkçıları tarafından bidonlarla taşınmaktadır. Adanın doğal kırlangıç kuşları ve kekik bitkisi bir özellik olarak doğasını güzelleştirir. Büyükada’nın bir diğer özelliği de birçok sinema, tiyatro oyuncu ve sanatçısı ile edebiyatçıların Büyükadada yaşamalarıdır. Ünlü kişilerin yaşadığı adada Hüseyin Rahmi Gürpınarın köşkü müze olarak korunmaktadır. Çağdaş Türk edebiyatının önemli yazarlarından hikayeci Sait Faik Abasıyanık, hayatının bir bölümünü burada geçirmiştir. Burgaz Adası ve diğer İstanbul Adaları, hikayelerinde önemli yer tutmuştur. Abasıyanık'ın Burgaz'daki evi, Sait Faik Müzesi adıyla müze haline getirilmiştir.
BOYABAT
Boyabat ve çevresi eski bir yerleşim yeri olmakla birlikte İlçe M.Ö. 600 yıllarında kurulmuş olup, şehrin eski adı Germanipolis'tir. Boyabat, Boy ve abat kelimelerinden meydana gelmiştir. Boy, uzunluk; Abat ova anlamına gelmektedir. Boyabat’da bu gün okuma yazma oranı %85dir. Boyabat, sportif faaliyetleri ve tesis açısından yeterli durumdadır.İlçemizde 1 adet futbol sahası, 1 adet halı saha, 1 adet kapalı spor salonu, 1 adet açık yüzme havuzu bulunmaktadır. Ayrıca ilçede 3 tane amatör futbol takımı ve 1 adet özel tekvando kursu veren tekvando salonu bulunmaktadır.

DENİZLİ ADI NEREDEN GELİYOR
“Her horoz kendi kümesinde öter,Denızlı horozu ise her yerde öter.”

Denizlili bir iş adamı bütün zenginliğine rağmen hayatındaki eksikliğin horoz sesi olduğunu söyler. Horoz sesleri arasında doğan bu iş adamı altın ve para sesine rağmen horoz sesinin eksikliğini hissetmiştir. Bu iş adamı, horoz sesleri arasında doğmuş ve büyümüştür.

Tarihi kayıtlara göre Denizli şehri ilk olarak Eskihisar köyü civarında kuruldu. Daha sonra suyu daha bol olduğu için şimdiki Kaleiçi’ne taşındı. Selçukluların ilk kez Ladik ismini verdikleri şehrin adı İbni Batuta’nın seyahatnamesinde “Tunguzlu” adıyla geçmişti. Tunguzlu
kelimesi zamanla ağızdan ağıza Denizli haline gelerek kent bugünkü adını aldı.
2007 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre 907 bin 325 kişilik nüfusa sahip olan Denizli’de ekonomiyi; tekstil, tarım, madencilik ve turizm yönlendiriyor.
Buldan bezi ve çırçır tesisleriyle ünlü kentte madencilik ciddi bir geçim kaynağı olduğu kadar, önemli bir ihracat olarak görülüyor. Kentin en önemli turizm merkezi olan Pamukkale ise; her yıl yüz binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.

Denizli’nin sosyal yaşamı, yeni valisi ile daha da renklenecek. Bir önceki görev yeri olan Zonguldak’ta çok sevilen ve başarılı çalışmalarıyla tanınan Vali Yavuz Erkmen, Denizli’deki görevine hızlı başladı. Kentteki tüm sivil topum kuruluşlarını biraraya getiren Erkmen, Denizli’ye çok şey kazandıracak gibi görünüyor.



TOSYA ADI NEREDEN GELİYOR
Efsaneye göre Horasan erenlerinden Hamza Baba yanında dostu Yalınkılıç'la bu topraklara geldiklerinde tarih 1215 yılını gösteriyormuş. Bu bölgeyi o kadar beğenmişler ki yıllarca gördükleri rüyaların gerçekleştiğine inanmışlar, burada kalmağa karar vermişler. Her taraf yemyeşilmiş. Çeşitli ağaçlar, rengarenk çiçekler, cıvıl cıvıl kuşlar, pml pınl akan sular onları adeta büyülemiş. Bu topraklan yurt haline getirebilmek için bütün güçleriyle çalışmışlar, çabalamışlar. Bir gün uzaktan toz bulutunu gören Yalınkılıç:
“Düşman geliyor!” diye seslenmiş. Hamza Baba duymamazlıktan gelmiş. Yalınkılıç tekrarlamış, “Düşman geliyor!” Hamza Baba başını kaldırıp uzun uzun bakmış. “Bayraklarını görmüyor musun? Düşman değil onlar, dost” demiş.
Gelenler Oğuz'un boylarıymış. Onlarla kucaklaşıp, sarmaş dolaş olmuşlar. Kayı'yı Kızgınkaya Tepesi'ne, Bayat'ı Yanıktepe Tepesi'ne, Avşar'ı Eymekul Tepe'ye, Karkın'ı Cadıkayası Tepesine, Çepni'yi Bağyaka Tepesi'ne, Kınık'ı Dikmencik Tepesi'ne, Kızılcayı da Karakaya Tepesi'ne yerleştirmişler. O gün söylenen "dost ya" kelimesi daha sonra "dosya" şeklini almış. Zamanla " Dostlar Şehri " anlamına gelen " TOSYA " diye s

MARDİN ADI NEREDEN GELİYOR
Güneydoğı Anadolu bölgesinde bir ilimiz. Şehrin kimler tarafından ve ne zaman kurulduğunu ben bulamadım. Ama Mardin adının nereden geldiğini araştırdığımda karşıma Süryani dilindeki « Marde » sözcüğü çıktı. Şehre Romalılar « Maride » Araplar , Türkler’in söylediği « Mardin » sözcüğü üzerine şapka koyarak bir isim verdiler. Mardin Çaldıran Zaferinden sonra Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altına girdi. Çaldıran Zaferinin 1517 yılında olduğunu hatırlatmak isterim.
Mardin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 15 kentin arasına girerek marka kent seçildi. Mardin Valisi 2023 yılında yani sizler bu ülkeyi yönetirken, 60 milyon turist ve 100 milyar dolarlık bir turizm geliriyle çok önemsediğiniz bir şehir olma yolunda. Çalışkan valimiz Mehmet Kılıçlar ve ekibi geleceğe tesislerin ve halkın da hazırlanması gerektiğini tekrarlamakta.
Mardin taşım toprağım var deyip oturan bir kent değil. Taşı toprağı varsa üretimini ve sanayisini de bu verileriyle geliştiren bir kent. Çimento, beton boru, tuğla, kireç, alçı, mermer ve metal sanayi v.s bu kuruluşları arasında. Yiyecek ve süt ürünleri yok sanmayın. Yem sanayini de unutmamak gerekir.
Mardin Cumhuriyet Mahallesi Çocuk Merkezi’nde bir de Oyuncak Kütüphanesine sahip. Bu kütüphane oyun ağırlıklı eğitim faaliyetlerini amaçlamakta. Hedeflere ulaşmak için çocuklar oyun da oynamalı eğitim de almalı diyen eğitimcilere sevindirici bir haber.






NİĞDE ADI NEREDEN GELİYOR
Niğde ilini yıllar önce gezmiştim. Başkasına göre belki küçük ve kuraktı, ama benşm için bir eğitim şehriydi. Sokaklarda insanların gösterdiği yakınlığı sıcaklığı hiç unutamadım. Eğitimini üstlendiğim kız çocuğunun Üniversite zamanı gelip de, Niğde İşletme Fakültesini kazanmış olması ve bu eğitimi de sağlıkla tamamlaması; benim ayrı bir sevgimi kazanmasına neden oldu.
İnsanların Niğde’deki dostluğunu hiç unutamam. O günkü yöneticiler manevi kızımın niğde2ye yerleşebilmesi için ne gerekirse yaptılar. Dostluklarını hiç beklentisiz ortaya koyan bu Anadolu insanlarının desteğini belkiş de hayırlı bir iş içinde tanıdıpım için bu gün de hatırlayabiliyorum. Kendimi taksi duraklarına otobüs şirketlerine maddi borcum olmasa da manevi bakımdan hep borçlu hissettim.
Bir Anadolu şehrini düşünen gence de zevkle önerdim. Okuyana, eğitim alana verilen değeri Niğde de görmüştüm. Mesajımı Bekle romanımda az da olsa Niğdeli bir genç kızın yaşamına değindim. Romandan ciddi bir ödül almam, 2000 yılından beri de vitrinden inmemesi, Niğde’nin bana şans getirdiği düşüncesine girmeme neden oldu.
Niğde adının oldukça karanlık bir ismi var diye bazı kitaplarda geçmesi beni çok düşündürdü. Bu anlatım oldukça eskilere dayanıyordu. Anamur yakınlarında oturan İlk çağ kavimlerinden Nagidoslular tarafından kurulduğu için bu ismi aldığı söyleniyor. İslam yazarları, şehrin adını önce “Nekide” şeklinde yazdılar. Sonunda bu ad, “Nikde” olarak geçti. Cumhuriyet devrinde ise, yüzyıllardan beri halk arasında söylendiği şekilde yani “Niğde” olarak değiştirildi.

ORDU ADI NEREDEN GELİYOR

Ordu Karadeniz bilgesindedir. Eski adı “Kotyora” , İsa’dan önce 400 yıllarında; Onbinlerin yürüyüşü sırasında bu limana gelen ünlü hatip Ksenefon’a göre Ordu Sinop’un kolonisiydi. Roma ve Bizans egemenliklerinden sonra Selçukluların eline geçer. Osmanlı topraklarına katılması 14 Yüzyılın ilk yarısında.
Savaşçı kadınlar yani Amazon kavminin bu yöreye yerleştiği söylentiler arasındadır. Ordu ilinde el santları çok gelişmiştir. Yemekleri değişik ve ünlüdür. Türkiye’de fenni arı kovanı sayısı 2.912.660 dır. Bunun %10 u Ordu’dadır. Arıcılık Enstitüsüne sahip bir ilimizdir. Kurul Kayası yerleşim yerimizdir. Eskipazar görülecek yerlerdir. Turnasuyu, Kotyoro ve ayrıca Paşaoğlu Konağı gibi yerler de görülmeye değer yerler arsındadır.

ÇOCUK KAMPI Gençlik Kampı Bodrum Kamp KAMPLAR




İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İŞBİRLİĞİ İLE
YAZ KAMPLARI UZMANLARIYLA EĞLENCE VE ÖĞRENME GARANTİLİ
BİTEZ YALISI HAKAN OTELDE
1-YABANCI DİL YAZ KAMPLARI BELLİ OLDU!
11Ağustos-21Ağustos
Hem eğleneceğin hem de yabancı dili en yoğun ve kalıcı şekilde öğreneceğin tek tatil!

Bodrum’da hem unutulmaz anılar yaşayacak hem de yabancı dili, Türkiye’nin yabancı dil konusunda uzman dilbilimcilerinden öğreneceksin. Yapılan etkinlikler tamamen İngilizcenin hayatın içine dahil edilmesiyle oluşacak. Bu kampta arkadaşlık ve dayanışmanın önemini anlayacak, özgüvenlerinin artacağı başarı duygularının gelişeceği eğlenceyle dolu ve tabii yabancı dil ile geçireceğin 10 gün seni bekliyor.
Kişi Başı: 950TL 10 gün Sınırlı kontenjan: 20 kişi
Basvuru:0212-4400000
iubilgi@istanbul.edu.tr



2-YARATICI YAZARLIK
01Ağustos-11Ağustos
Felsefe ve yaratıcılıkla tanışmak için mükemmel fırsat!
Düşüncenin topraklarında eğlenerek farklı bakış açıları kazanabileceğin, yaratıcılıkla yeni düşünceler üretebileceğin, yazabileceğin bir ortam.
Bodrum’da denizin kumun tadını çıkarıp doyasıya eğleneceğin ve Türkiye’nin ünlü felsefecileri, yaratıcı yazarları, drama eğitmenlerinin yapacağı atölyelerde hayata bakışını genişletebileceğin bir kamp. İçeriğini; felsefenin, yaratıcı yazarlığın, drama eğitiminin, kısa film yapımının, yayımlanacak bir gazetede makale yazımının, halka açık tiyatro gösterisinin oluşturduğu, tartışılarak, çocukların ilgisini çekecek ve kalıcılığı

Sınırlı kontenjan: 20 kişi Kişi Başı:950TL 10 Gün
Başvuru:0212-4400000
iubilgi@edu.tr
3-KÜLTÜR SANAT VE YETENEK Kişisel Gelişim KAMPI
15Temmuz-25Temmuz
El becerilileri, yazma, okuma, tiyatro, film ve fotoğraf atölyeleriyle bilgi ve beceri geliştirici kamp. Geziler birliktelikler ve etkinliklerle zenginleşen.
Sınırlı Kontenjan:20 Kişi Kişi Başı:700TL 10 gün(Sadece bu kamp için kardeş ve grup indirimi)
Başvurular:0252-3638469-02523638269-05336666903 filiztosyali@yahoo.com
4-KÜLTÜR SANAT VE YETENEK KAMPI
22Haziran-2Temmuz
El becerilileri, yazma, okuma, tiyatro, film ve fotoğraf atölyeleriyle bilgi ve beceri geliştirici kamp. Geziler birliktelikler ve etkinliklerle zenginleşen.
Sınırlı Kontenjan:20 Kişi Kişi Başı:650TL 10 gün
Başvurular:0252-3638469-02523638269-05336666903 filiztosyali@yahoo.com

Çocuklar İçin Kamp bizden sorulur siz de sorun maille ya da telefonla
00902523638469
00905336666903

Friday, July 18, 2008

KİŞİSEL GELİŞİM KAMPI



KİŞİSEL GELİŞİM KAMPI


KİŞİSEL GELİŞİM KAMPI

Deniz, havuz, spor, yürüyüş, balıkçılık keyif aldığınız her hobiye bizimle ulaşın. Sizin için varız. 7 yaş ile başlayan kampımıza anne babanızla katılmak zorunda değilsiniz.
Çocuklarınızla ve ailenizle daha iyi yaşamak ve yaşamanın yollarını öğrenmek kişisel gelişim kampından geçer. Sıkılıyor musunuz, kolay kolay başlayamıyor musunuz, bitiremiyorsunuz ya da çalışmanın hızını kesemiyorsunuz. Kolay üzülüp kenara çekiliyorsunuz. Aşırı mı fedakarsınız... Dinlemeyi bizimle öğrenin. Sevmeyi ve sevilmeyi sevgiyle yaşamayı öğretiyoruz. Öğrenilebilen her duygu bizden geçer.
Sizi sınırlayan inacınız her ne ise önemli değil. Kişisel gelişim kampımıza sizi bekliyoruz. Farklı biri olarak dönmek için DUSOD KAMPI size destek veriyor.
Rezervasyon 0533-6666903

Thursday, July 17, 2008

FİLİZ TOSYALI ÜMİT KİREÇÇİ Yazışması
DUSOD KAMPI YORUMLARIMerhabalar Filiz hanim ve Tum Cocuk Yazini,Hani derler ya "birini tanimak icin onunla calismak gerekir"! Filiz hanimin birbirine dolanan laflarina baktiginizda goreceginiz uzere gercekten eglenceli ve heyecan verici bir kamp sureci yasadik ve yalan yok Filiz hanimla calsimis olmaktan ve onu is basinda gercek haliyle tanimaktan inanilmaz bir mutluluk duydum. Ve... Ve Filiz hanimin esi Hamit beye de dedigim gibi ben "guzel sozler siralamak yerine gostermeyi tercih edenlerdenim" . Bu kampta cocuklara, sanata, emege, cabaya bir gidim olsun saygisizlik edildigini gorseydim hic ugrasmaz isimi gorev gibi yapar donerdim. Ama tam tersine muazzam bir caba ve iyi niyet gorerek isi sahiplendim ve en iyisi icin calistim. Bu da Filiz hanimi is basinda tanimakla gerceklesti :))))))))))) )))Cocuklar gazeteye haber yapti, kisa film cekti, tv'de programa cikti ve gosteri yapti, tiyatro oyunu sergiledi, tekne gezisine cikti, okudu, kaliteli sohbetler etti, sairlerden siir dinledi, tavsan adasina gitti, koylari gezdi ve her birinde denize girdi v.s.İnanilmaz komik bir paraya unutulmaz bir 10 gun gecirdi cocuklar.Daha tam istedigim haberleri yapamadim ama yine de Filiz hanimin cabalariyla baslayan ve dahil olabildigimiz sanat kampinda neler yapildigini gormek isterseniz:http://liladuslerti yatrosu.blogspot .com/adresine girebilirsiniz. Birbirini daha once tanimayan 9-17 yas arasi cocuklari sikmadan, biktirmadan, eglenceden mahrum etmeden bu kadar uretken yapabilmek.. . Hem de 8 gunde (ilk gun tanisma-yerlesme, son gun yolculuk hazirligi).. . Gercekten harika bir kampti :))))))))))) ))))))))) ))))))))) ))))))))) ))))))))) Zaten Sky Turk'te gozleri parlayan delilerden de anlayacaksiniz :)Ümit KireççiDüþEvi Org. Tiy. Yay. Þti.Lila Dusler Tiyatrosu Genel Sanat YönetmeniKervangeçmez sok. Kuzuoðlu Ýþ Mrk.No 2 Kat 8 Daire 65Mecidiyekoy/Ýstanbul0 212 213 07 01http://liladuslerti yatrosu.blogspot .com/http://cizgiromanok urlariplatformu. blogspot. com/--- On Thu, 7/17/08, Filiz Tosyali wrote:From: Filiz Tosyali Subject: [Cocuk-Yazini] DUSOD KAMPI SKY TURK deTo: cocuk-yazini@ yahoogroups. comDate: Thursday, July 17, 2008, 1:41 PMDuspd kampi icinde umit Kireççi'yi tanışma şansım oldu. Mükemmeldi. Çocuklar çok şey kazandı. Belki o da benim için güzel şeyler yazabilir, ama en iyi Ümit'ti birlikte unutamayacağımız güzellikler yaşadık; tabi cocuklarla, gençlerle. CUMARTESI SAAT 14.00 de başlayacak Çağatay Yolda programının bir köşesinde biz varız.Çağatay Yolda programında CUMARTESİ bizi izler misiniz? Haber de olsa izlemenizi isteriz. Kaçıranlar üzülmesin en az on kez verirler.Filiz Tosyalı

Monday, July 14, 2008

SADECE GRUPLA KATILAN çocuklara ve gençlere indirim. Kamp programı içinde 24 Temmuza kadar özel fiyat Dusod Derneği tarafından desteklenmektedir. Sizin de tatil hakkınız. Kaldığın kadar öde, katıldığın kadar yararlan. Yazı Atölyesi sizin için. Gazete çıkar köşe yaz. Günlük 35 YTL sokak harçlığı ile yaşa, denize gir, güneşlen. Tatilde bilgilen. HADİ KAMPA GEL. Çabuk karar verenler için. Tatil programı yapamayanlar için son şans. Sadece 7-20 yaş yazmaya ve okumaya meraklı gençlere sunulan bir olanak. Türkçeyi en iyi şekilde kullanmanın yolu DUSOD KAMPINDAN geçer.
05336666903

YAZ KAMPLARI ÇOCUKLAR İÇİN DEVAM EDİYOR





İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İŞBİRLİĞİ İLE
YAZ KAMPLARI UZMANLARIYLA EĞLENCE VE ÖĞRENME GARANTİLİ
BİTEZ YALISI HAKAN OTELDE
1-YABANCI DİL YAZ KAMPLARI BELLİ OLDU!
11Ağustos-21Ağustos
Hem eğleneceğin hem de yabancı dili en yoğun ve kalıcı şekilde öğreneceğin tek tatil!

Bodrum’da hem unutulmaz anılar yaşayacak hem de yabancı dili, Türkiye’nin yabancı dil konusunda uzman dilbilimcilerinden öğreneceksin. Yapılan etkinlikler tamamen İngilizcenin hayatın içine dahil edilmesiyle oluşacak. Bu kampta arkadaşlık ve dayanışmanın önemini anlayacak, özgüvenlerinin artacağı başarı duygularının gelişeceği eğlenceyle dolu ve tabii yabancı dil ile geçireceğin 10 gün seni bekliyor.
Kişi Başı: 950TL 10 gün Sınırlı kontenjan: 20 kişi
Basvuru:0212-4400000
iubilgi@istanbul.edu.tr



2-YARATICI YAZARLIK
01Ağustos-11Ağustos
Felsefe ve yaratıcılıkla tanışmak için mükemmel fırsat!
Düşüncenin topraklarında eğlenerek farklı bakış açıları kazanabileceğin, yaratıcılıkla yeni düşünceler üretebileceğin, yazabileceğin bir ortam.
Bodrum’da denizin kumun tadını çıkarıp doyasıya eğleneceğin ve Türkiye’nin ünlü felsefecileri, yaratıcı yazarları, drama eğitmenlerinin yapacağı atölyelerde hayata bakışını genişletebileceğin bir kamp. İçeriğini; felsefenin, yaratıcı yazarlığın, drama eğitiminin, kısa film yapımının, yayımlanacak bir gazetede makale yazımının, halka açık tiyatro gösterisinin oluşturduğu, tartışılarak, çocukların ilgisini çekecek ve kalıcılığı

Sınırlı kontenjan: 20 kişi Kişi Başı:950TL 10 Gün
Başvuru:0212-4400000
iubilgi@edu.tr
3-KÜLTÜR SANAT VE YETENEK Kişisel Gelişim KAMPI
15Temmuz-25Temmuz
El becerilileri, yazma, okuma, tiyatro, film ve fotoğraf atölyeleriyle bilgi ve beceri geliştirici kamp. Geziler birliktelikler ve etkinliklerle zenginleşen.
Sınırlı Kontenjan:20 Kişi Kişi Başı:700TL 10 gün(Sadece bu kamp için kardeş ve grup indirimi)
Başvurular:0252-3638469-02523638269-05336666903 filiztosyali@yahoo.com
4-KÜLTÜR SANAT VE YETENEK KAMPI
22Haziran-2Temmuz
El becerilileri, yazma, okuma, tiyatro, film ve fotoğraf atölyeleriyle bilgi ve beceri geliştirici kamp. Geziler birliktelikler ve etkinliklerle zenginleşen.
Sınırlı Kontenjan:20 Kişi Kişi Başı:650TL 10 gün
Başvurular:0252-3638469-02523638269-05336666903 filiztosyali@yahoo.com

Yaz Kampına katılın. Bodrum yaz kampı
0533-6666903
filiztosyali@yahoo.com
YAZ KAMPININ YARARLARI
Kendi sinopsislerini senaryolaştırıp film çektiler, yazı yazdılar, oyun yazıp oynadılar. Olta yapıp balık tuttular. Tornavidayla kablo ve seyyyar lamba hazırlayıp valizlerine attılar. Bu çocuklar; yüzdüler, gezdiler, çevrelerine ışık saçarak bilgi kaynağı oldular. Vermedemn alamyız dostlar. Bu kampların yaygınlaştırılması için bir şeyler yapmak hepimizin görevi olmalı. Yepyeni bir turizm kapısının açıldığı televizyon yayınlarında duyuruldu. Bitez yalısı Bodrum Hakan Otelde gerçekleşen bu kamp örnek alınmalı. İlk gün uyanmakta zorluk çekseler de bir süre sonra sabah yürüyüşüne katılıp, ardından Ege’nin serin sularını kendilerine bırakmanın zevkini küçük yaşta tattılar. Gözde, Esra, Pelin, Beliz, Melek ve diğerleri uyumlarıyla takdir kazandılar.
Sanat dedik ve yaşları birbirine hiç uymayan çocukları bir araya getirip sentez yaptık. 8 yaşındaki Ömer ile Dila’nın ayni kampta kalacağını söylediğim zaman Dila’nın gözleri yuvasından fırlayacaktı. Doğru söylediğime inanamıyordu. Ayni kampta olmak ve kendinden küçüklerle yaşamak kabul edemeyeceği en önemli şeylerden biriydi. Birlikte tiyatro yaparken artık Ömer, Dila için rol arkadaşıydı.
Kamp defterine anılarını yazarken her şey çok değişmişti. “Ben çocukları eskiden hiç sevmezdim, şimdi onlarla yaşayabileceğimi düşünüyorum” diyenler çoğunluktaydı. Beraber yediler, gezdiler, etkinlikler yaptılar. Tiyatro ve sinema, yazı dünyası onları birleştirdi. Türkiye’de bir gazetedeki köşeyi onlar yazdı. Televizyon programını renklendirdiler. Bu çocuklar KÜLTÜR SANAT ve İLETİŞİM KAMPINDA bir araya gelirken bambaşka beklentileri vardı. Sonunda hepsi gerçek beklentisine kavuştu kavuşmasına, ama onun yanında dostluk adına, toplulukla yaşama ve uzlaşma adına çok şeyi de paylaştılar.
Timur ve Aylin kampa Viyana’dan katılmışlardı. İlk günler sadece kitap okuyan Aylin, Türkçe konuşmak istemiyordu. Türkçesinin yeterli olmaması onu düşündürüyordu. Öğretmenlerinin üzerine düşmesi ona farklı bir açıdan yaklaşması dilini açtı. Aylin aslında Türkçe konuşmanın hiç zor olmadığını gördü. Timur futbolla ilgileniyordu. Onun Türkçe bir oyunda rol aldığını gören yakınları çok şaşıracaktı. Aylin’in rol gereği koluna taktığı çantasıyla kırıtması, Türkçe sözcükleri ard arda sıralarken seyircilerin beğenisini kazandı.
Dusod(Dünyaya İnsana Saygı Derneği) nin kampında, her şey birbirinden güzeldi. Ümit Kireççi Lila Düşler Tiyatrosu ile eğitim adına ne gerekirse yaptı. Nedim Özsümer çocuklarla fotoğraf ve film çekerken, Milliyet Gazetesi Yazarı Esra Özsümer yazı adına çocukları zaman zaman tatilde oluşuna aldırmadan eğitirken, çok başarılı bir kamp geçtiğini düşünüyorduk. Çevre alanlarda gösteriler yaptılar, televizyon programlarına katıldılar. Geziler içinde herkes birbirinden mutlu oldu. Teknede, aquaparkta tiyatro oynadılar. Tavşan adasında öykü kurguladılar, dostluklar ve arkadaşlıklar yaşandı. En küçükle en büyük el ele yepyeni bir dünyanın pencerelerini herkese açar gibiydi. Dusod Kampı tam bir sanat ve letişim Kampı olmayı başardı. Böyle bir kampın yöneticisi olmaktan gurur duyuyorum.