Yazar

İlgi alanlarım: Yönetim, Sosyal Bilimler, Liderlik, İşletme, Strateji, Örgütsel Davranış, Kişilik testleri, gelişim yöntemleri, Küresel Mevzular, Psikoloji, Teknoloji, İş Yaşamı, Toplum Üye olduğum dernek ve klüpler: Uluslararsı Lions, Kazasker Lions Kurucu Baskanı, Dusod Kurucu Baskanı, İstanbul sakatlar dernegi. Yaşam Tasarım Uzmanı-ICF Üyesi KOÇ Uluslararası Koçluk Federasyonu üyesi Yazar-Maliye Maliyet-Otel Yönetimi- Şirket Yönetimi Uzman Coaching Akademi denge eğitim merkezi sertifikalı

Wednesday, November 30, 2011

ÖYKÜ YAZAN ÇOCUKLAR YAZ KAMPLARI ÇOCUK KAMPLARI kaydınızı yaptırın. Kişisel gelişim yazar okulu, çocuk kampları kamp kamp kamp filiztosyali@yahoo.com






Yazar Okulu kayıtlarımız devam ediyor.
Bizi arayın çocuğunuzun yeteneğini açığa çıkaralım. Yazar, okur ve düşünür. Geleceğe hazırlanırken bizim de bir katkımız olsun. sınırlı sayıda çocukla çalışıyoruz. Geleceğin yazarlarını biz yetiştiriyoruz.

Tuesday, November 22, 2011

Bir fuar daha geride kaldı 05336666903 filiztosyali@yahoo.com Siz de Yazar Okulu çalışmalarına katılın onlar geleceğin yazarları

İYİ BİR İŞE YERLEŞME

İş ilanlarına bakıyorum, o kadar güzel işler gözüme çarpıyor ki, bütün bir yaşamı renklendirebilir, doyurabilir. Anne babaların eğitimi ve öğretimi için emek verdiği gençler de mükemmeller. Dünyaya bakış açıları hayranlık uyandırabilecek durumda. Çok yeterliler.
Ama ne yazık ki; bir dost, bir adres, bir başvuru şansını yakalatmanız için dilekte bulunabiliyorlar. İş bulamama nedenlerini ortaya çıkarmanın dışında, bazı deneyimlerimi paylaşmamın doğru olacağına inanıyorum.
“Çok yeterli de onun için iş bulamıyor” “Tanıdığını aldı” gibi konuşmalar son günlerde adeta yeni bir akım yaratıyor. Gençlere koçluk yaparken, arkadaşı iş bulamadığı için sinen, iş başvurusu yapmayanlara bile rastladım.
Neler Yapıyorlar Neler Yapılmalı
Gençlerimiz kendilerini anlatamıyorlar. Farklı özelliklerini gösteremiyorlar. Başvurdukları işleri incelemeden yola çıkıyorlar. Onların bu durumu işsiz kalmalarına neden olabiliyor. Güzel yazılmış bir CV benim her zaman yazılarımda not düştüğüm bir öneri. Gel gelelim yazılan CVlere baktığınızda hayrete düşebiliyorsunuz. Mükemmel yabancı dili olan bir gencin CV’si karşınıza, yarı yabancı dille, yarı Türkçe ile çıkabiliyor. İşi; hiç ilgilendirmeyen ödüllerini, başarılılarını sıraladığında yüzlerce CV arasında kaybolup gidebiliyor.
Okunması ve anlaşılması kolay, göze çarpması kesin; konunun etrafında dönen özelliklerinin sıralandığı; diğer başarılarının altlara atıldığı bir CV’nin şansı daha fazladır. Örnek vermek gerekirse, ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ mesleğiniz mastır (master) ile güçlendirilmiş olsa, ayni konuyla ilgili bir işe; mühendis olarak başvursanız, televizyon sunuculuğundan aldığınız ödül, ya da yazdığınız kitabın çok okunmasının, dünyanın her yerini tanıyor olmanızın; CV’nizde ön planda görünmesinin yararı olmaz. Yaşamınızda çok özel ve çok önemli başarılar olsa da, CV’nizi ilk okuyanların kafasını karıştırır.
Hangi işe başvuruyorsanız o işle ilgili özel CV’nizi hazırlamalısınız. Tek bir CV yazıp onunla her yerde iş aramaya kalkmak doğru değildir. İnsan ilişkilerinin ön planda olmadığı bir muhasebe bölümünde, sizin dernek üyeliğinizin, ya da yüzme şampiyonluğunuzun bir değeri olmaz. Sizin çalışmalarınız, başvurduğunuz bölümü ürkütebilir. “Gereksiz izin isteyebilir” “Mesai yapamayabilir” “Seyahat edemeyebilir” “Zamanla iş onu tatmin etmeyebilir” gibi düşüncelerle sizi işe alma riskinden kaçınabilirler. Bu durumda, Muhasebe ile ilgili özelliklerinizi ilk bölüme yazmalısınız. CV’nizdeki öncelikleriniz doğrultusunda yaşadığınız kabul edilir. Sizin o alanı seçerek bir değişim yapıp; alana yönlendiğinizi yorumlayacak ekip ve zaman yoktur. CV’nizden fırlayanlar üzerinde odaklanılır. Kalıcı olmayabileceğiniz fikrini öne geçirirsiniz, kolaylıkla elenirsiniz.
İşveren en yararlı olacak elemanı ister. İnsan kaynaklarının üzerinde, koskoca bir firmanın, çalışanların, ona bağlı işyerlerinin ve toplumun sorumluluğu vardır. Hatırla ve rica ile ölçmeden biçmeden işe aldığı biri; iş alanından uzak yaşamaya başlarsa, sorunlar da kendiliğinden büyür.
İş duyurusunu dikkatle okuyun, önce kendinizi tanıyın, sonra işi; sonra da o işi çok istediğinizden emin olun. Kendinizi orada, o firmada hayal ederek gidin. Hayaliniz tamsa, koltuğa oturabiliyorsanız, doğru bir başvuru yapıyorsunuz demektir. Başvurunuzdan itibaren o işe odaklanın, dikkatle izleyin. Görüşmeye tekrar tekrar çağrılıp, görüşme sayısı uzadığında gereksiz olduğunu düşünmeyin. Siz de yararlanın.
Bu yıllarda, deneme süreleri ya kısaltılmakta, ya da çağa hizmet eden büyük firmalar; deneme süresi vermeden çalıştırmaya başlamakta. Aslında deneme süresi olup olmaması iş başvurusu yapan, yetenekli ve kariyerli biri için de tercihler arasına girebilir. Bu nedenle elemanı kaçırabileceği düşüncesi içinde olan insan kaynakları, doğru seçim yapıp, doğru elemanla deneme süresiz yol almayı daha uygun buluyorlar. İşin başında şartlarınızı tam olarak ortaya koymalısınız. Bir gerçeği unutmamalısınız; ne yapacağınızı bildiğiniz, firma çalışmalarından haberdar olduğunuz işlere daha kolay kabul edilebilirsiniz. Güvenerek, kendinizi geliştirebileceğinizden emin olduğunuz adımlarla görüşmeye oturduğunuzda; o iş sizindir. O iş, işverenin, ya da kurumun; kızının, oğlunun, yeğeninin, komşusunun ya da çocukluk arkadaşının tanıdığının değildir.
Sonunda geri bile çevrilseniz, görüşmeler bir ders verecektir. Eksik yönleriniz varsa onları anlarsınız. Mütevazı davranmanız nedeniyle alınmıyorsanız onu size söyleyeceklerdir. Bu deneyimi yaşamanın ayrıcalığından ders çıkaranlar, olayı kendi lehlerine çevirerek sonunda başarılı oldular.
Sizin hayallerinizi, kimse yıkamaz. Her güce sahipsiniz. Öğrenilir de eğitilir de…
Biri olmadı, öbürü, öbürü olmadı diğeri. Olmadı mı? O zaman bütün bunları bir kez daha gözden geçirin, belki de eksik bir şeyler var. Ya kendinizi tanımıyorsunuz, ya da o iş için istenen siz değilsiniz. Ama size uygun bir iş var, yeter ki yılmayın. Başaracaksınız.

İşi aldınız, dikkat edin; beyin avcıları sizin için, size daha uygun işlerin hesaplarını yaparak sizi o koltukta otururken de bulurlar. Yeter ki güvenilir ve çalışkan olun.



Çocuk Kampları kayıtları başladı. Yaz kampı kişisel gelişim çalışmalrı ve etkinliklerle devam edecek. Siz de aramıza katılın ön kayıt için bizi aramalısınız.

Doğan Alp Erden
SEVGİ
“Hangi hayvan kemiğini seviyorsun” diye sordum köpeğime
O,
“Tavuk kemiğini” dedi.
Balığıma sordum;
“Kendini seviyor musun?”
O da;
“Evet” dedi.
Ben babama sordum,
“Gözlük takmayı seviyor musun?”
O da,
“Seviyorum” dedi.
“Hangi harfi seviyorsun?” dedim,
“D harfini seviyorum” diye cevap verdi.
Bir nedeni vardı sevmesinin, öğrenmek istedim.
“Neden D harfini seviyorsun?” diye sordum.
“Çünkü, D ismimin baş harfi.” Deyince anladım.
Sevginin, sevmenin sonu yok. Herkes birçok şeyi sever bu dünyada.



Sunday, November 20, 2011

Yazar okulu kayıtları devam ediyor. Sınırlı çocuk Kaydınız 05336666903 Kayıtlar maille yapılıyor filiztosyali@yahoo.com







Yazar Okulu öğrencilerimiz fuarda büyük bir deneyim gecirdiler.
Yazarlarla tanıştılar. cumartesi günkü köşe yazsınıda ilk yazılarını yayımladılar.
Yazmak bir mutluluktur.
Yazıyorlar, okuyorlar, düşünüyorlar.
Küçük filozoflar yazmak için kolları sıvadı.
Şiirler, öyküler, masallar çocuklarımızın dünyasını renklendiriyor.

Friday, November 18, 2011

Yaz Kampı Çocuk Kampları Kamplar Yazar Okulu Filizin Kalemi Tüyap Kitap Fuarında buluştular 05336666903 filiztosyali@yahoo.com




Yaz kampları ve yazar atölyeleri için bizi aramalısınız.-Yeteneğin keşfi bizden geçer. R-En güzel kamp beraberlikleri çocuklara kişisel gelişim

Tuesday, November 15, 2011

BEKLİYORUZ 05336666903

Filizin Kalemi Yazar Okulu
Tüyap Kitap Fuarında bekliyoruz.
Yer:3. Salon BU YAYINLARI STANTI
Saat: 11.30-16.00
Gün:19 Kasım 2011Cumartesi
Filiz Tosyalı yazarlık eğitimi verdiği çocuklarla Tüyap Kitap Fuarında buluşuyor
sekiz yaşındaki Doğan Alp, hayal dünyasının etrafındakileri şaşırttığı küçük yazar adayı. “Aklımdan geçenleri döksem sayfalarım biter.”
Doğan Alp’in öyküsü, bir susamın kalabalıktan canının sıkılması ile başlıyor. Susam “Pat” diye yere düşüp, simitten ayrılıyor. “Of be kurtuldum” diyor. Tam bu sırada evin hanımı elektrik süpürgesiyle yere düşen susamı almak isterken; evin akıllı çocuğu; parmağıyla susama dokunuyor. Onu alıp oyuncak trenin üzerine koyuyor. Böylece susam süpürgeden kurtuluyor, trenin üzerinde maceraları başlıyor. Duru Divriklioğlu henüz sekiz yaşında, sayısız ödül sahibi oldu. Şu anda Duru Brüksel yolcusu. Nedeni de yazdığı bir öykünün hediyesi.
Kayra düşünerek konuşan çocuklarımızdan biri. “Öykü yazarken kendimi içinde gibi hissediyorum.
Arda geleceğin yazar adaylarından biri. “Ben yazı yazarken mutlu oluyorum. Yazı yazmak eğlenceli. Yazı yazmak önce benim için çok zordu, ama buraya gelmeye başladığımdan beri, bana çok kolay geliyor. Gerçekten çok şey öğreniyorum. Öğrenmeyi de öğrendim.” Derken Arda, bizleri kendisine hayran bırakıyor.

Kerem 9 yaşında Bilfen İlk Öğretim Okulu öğrencisi
Onun yazma disiplinine hayran olmamak olanaksız. Dengeli ve tutarlı davranışları yazılarına da sinmiş bir durumda. O şimdiden ön sıralarda olmayı başardı.

Saturday, November 12, 2011

Kamp Yaz kampı Çocuk Kampı Yazar Okulu KOçluk programları için bizi aramalısınız 0533-6666903 filiztosyali@yahoo.com


17-18-19-20 Kasım Tarihlerinde Tüyap bU yayınları stantında olacağım. bütün okuyucularımı beklerim. Kamp ve yazar okulu öğrencileri sizleri de görmekten mutluluk duyacağım.
Fuar Nasıl Gezilir
ŞİMDİ KİTAP FUARI ZAMANI
Tüyap Kitap Fuarı için bütün hazırlıklar tamamlandı. Bu hafta sonu fuar açılıyor. Siz de bir değişiklik yapın, bu yıl fuara daha fazla zaman ayırın. Birçok yazarla buluşma şansını yakalamak varken kitap listelerinin peşine takılıp gitmeyeceğinizi düşünüyorum. Onu başka bir günde başka bir kitapçıda da yapabilirsiniz. Sanırım benim okurlarım sadece indirim peşinde olmayacaklar. Soranlara yanıt; bu yıl, ben de fuardayım. Onlarca kitabımla imza masasında olacağım. 3. Salonda BU YAYINLARI masasında bana ulaşabilirsiniz. Sohbet edip sizlerle konuşmaktan daha zevkli ne olabilir? Kitapları indirimli almak çok güzel, ama başka zevklerde var fuar süresince devam eden, salonlardaki söyleşiler kaçırmak istemediğiniz anlatıcılarla dolup taşıyor.
Bu fuarda; “Annem Babam Yaşam Koçum” “Koçluk Dansı” kitaplarımla size ulaşacağım. Gençleri romanlarım selamlayacak. Çok sayıda romanımın arasında; Mesajımı Bekle, Dost Kuzenler güzel çizimleriyle hemen fark edilecekler. Masal kitaplarımla çocukları mutlu etmeye hazırlanıyorum. Buradan seslenmek istediğim öğretmenler ve çocukları fuara taşıyan kurumlar. Her Çocuğun fuara gitmek tabi ki hakkı, sizler de onlara bu şansı vererek çocuğun geleceğine çok güzel bir yatırım yapıyorsunuz. Ama çocukların ellerine sıkıştırılan uzun alış veriş listeleri onları bir pazar yerinde dolaştırmaktan daha farklı bir deneyim yaşatmıyor. Sorumluluk sahibi çocuklar birçok güzellikten yoksun kalıyorlar.
Siz yetişkinler kitapların nerelerden alınacağını biliyorsunuz, başka bir gün alın. Lütfen çocukları bırakın liste peşinde koşmasınlar, yazarları tanısınlar, yeni kitaplarla buluşsunlar, fuarın tadını çıkarsınlar. Fuar kitaplarla eve dönmek olsa da, biraz da tanıma, tanışma ve bilgilenme yeridir. Ya öğretmen ya sınıf annesi peşine aldığı çocuklarla salondan salona elindeki birkaç kitap ismi için koştururken, birkaç saatliğine fuara katılan, yazarları göremeyebilir, onlarla tanışamaz, yeni kitaplarıyla ilgili konuşamaz. Neredeyse saatler harcayarak listesini tamamlamaya çalışan çok öğretmen ve arkasında boynunu bükmüş çocuklar gördüğümde yüreğim acıyor.
Yazarlar masalarında oturup okuyucularını beklerler. Yeni yazdıkları bir kitabı sizlere tanıtmak isterler. Bir kitabı en iyi tanıtan yine yazarı olabilir. Çocuklarınızın iyi birer okuyucu olmasını istiyorsanız fuar günlerinin tadını çıkarmalısınız. Bırakın kitapları ellesinler, bir köşeye çekilip okusunlar, zevk alsınlar. Her kitaba ulaşmak mümkün olmasa da, dokunabilirsiniz, kapağını açıp okuyup okumayacağınıza karar verebilirsiniz. Bir yazarın hatırını sorarsanız, ona yeni kitap yazma aşkı verebilirsiniz.
Kitap fuarını dolaşmak başka fuarları dolaşmaya benzemez. Soru sorarken soracağınız kişiyi, fiyat öğreneceğiniz kimse onu çok iyi seçmelisiniz. Yazarın işi yazmaktır. Siz okuyucu olarak yazar nasıl oturur, kim yazar olabilir sorularını kendinize sormadan, telaşınızla bazı soruları yöneltmemelisiniz. Önlerinde yazan isimlere, isimlerin arkasında oturan yazarlara ilgi göstermeniz gerekir. Onlar sizin için yazıyorlar. Bazen uykusuz kalıp, geceler boyu sizi nasıl mutlu edebileceğini, nasıl eğlendirebileceğini, kendi bilgisini nasıl paylaşacağını hesaplıyor. Fuar gezmeyi öğrenmek zorundayız. Gülümseyin, bilgi alın. Durumunuz uygunsa kitap imzalatın. İmzalı bir kitapla eve dönmek çok mutluluk verir, hazırlıklı değilseniz de yaklaşın, başka bir gün kitabına ulaşabileceğinizi, ulaşmak istediğinizi bile söylemeniz yeter. Evinizde bekleyenlere, arkadaşlarınıza o yazarla karşılaşmanızı anlatır, belki de onlara da kitap sevgisi aşılarsınız. Kitap fuarları telaş alanı değil, sizin ve çocuklarınızın bayramı olmalı. Fuara gideni evde beklemek zorundaysanız, bekleyin; bırakın gezsinler, geç kalsınlar, yemek pişmemiş, kapı açılmamış olsun; ama beyinleri ve ruhları zenginleşmiş olarak dönsünler.

Thursday, November 10, 2011

yaz kampları çocuk kampları koçluk desteği yazar okulu gibi çalışmalr için bizi aramalısınız 05336666903


Çocuklarımızın eğitim sonrası yazdıkları öyküler SAZ KEDİSİ
Benim adım Kına. Beni çok sevdiklerini söyleyen sahiplerim tarafından el bebek gül bebek yaşadığım için hayatın zorluklarından haberim yoktu. Ormandaki yaşamı hiç bilmezdim. Onlarla beraber pikniğe gittiğimde yanlarından ayrılmaz, yine onlarla birlikte dönerdim. Ne de olsa ben bir ev kedisiydim. Evin küçük çocukları nasıl yetiştirildiyse öyle yetiştirilmiştim.
Hazır gıdalarla beslendim, şişmanladım.
Bazen üzerime giysiler koyup beni süslediler. Kurdeleler taktılar.
Fotoğrafımı çekip başuçlarına astılar. Konukları geldiğinde benimle nasıl oyun oynadıklarını gösterdiler. Sevildiğime inandım. Kedi miyim, yoksa başka bir canlı mıyım uzun zaman sonra unuttum gitti. Uyku saatim, yemek saatim ve oyun saatlerim eğlenceli geçmeye başladı. Bir Kedi Kolejinde eğitim alıyordum.
Sahiplerimin hiç bana zarar vermeyeceklerini düşündüğüm bir günde bir çuvalın içine konarak ormana bırakılma korkum hiç yoktu. Birçok kediye bunun yapıldığını duymuştum.
Bir gün evin küçük kızıyla ormana dolaşmaya çıktık. Bir ara çok güzel bir kedi gördüm. Benden çok güçlü görünüyordu. Ağaçların arasından bize bakarken onunla göz göze geldim. Yemyeşil gözleri vardı. Bacakları uzun uzundu. Ayakları benekli, sapsarı bir kediydi.
Evin küçük kızı Çiçek ile beraber yanına gittik, onunla konuşmak istedik. Ben dilinden anlıyordum. Bize zarar verecek gibi görünmediği için korkmadan yaklaştık.
Kedi diliyle selamlaştık.
-Miyav, çok yalnızım sizinle arkadaş olabilir miyim? Diye bana sordu.
Çiçek ne dese beğenirsiniz;
-Ben ondan çok korktum. Arkadaş olmayalım. Annem bize kızar, dedi.
Çiçek’i dinleyemezdim. Onunla arkadaş olmalıydım.
O sırada bizi Çiçek’in annesi Çare Teyze gördü. Çare Teyze’nin geldiğini anlayan yeni arkadaşımız hızla uzaklaştı. Ormana daldı.
Ben o gece çok üzüntülüydüm. Ertesi gün evden kaçıp, o güzel gözlü kedi arkadaşı aramaya çıktım. Ormanın kenarında beklemeye başladım. Birden ağaçların arasından çıktı, yanıma geldi.
Ben ona:
“Senin için geldim. Seninle arkadaş olmak istiyorum” dedim.
“Ben de arkadaş olmak istiyorum, deyince çok sevindim.
“Bir ismi bile olmayan yabani bir saz kedisiyim ben” dedi.
Ona o gün Çember ismini verdik. Bu ismi birlikte seçtik. Şişmandı, iriydi ve çok güzeldi. Çember ismi ona çok yakıştı. Yalnızlığın nasıl bir şey olduğunu o gün orada gördüm. İnsanlardan kaçan arkadaşımla tekrar görüşmek üzere ayrıldık.
Eve çok neşeli döndüm.
Ama ne yazık ki evden kaçtığım için kötü huylu olduğumu söyleyerek, beni de o gün bir çuvala koyup ormana bıraktılar.
Çember gibi ormanda yaşamak zorundaydım.
Biz iki kedi oturup dertleştik. O gün başımızdan geçenleri anlatarak zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.
Birkaç gün sonra canımız sıkılmaya başlayınca oyun oynamayı denedik. Bazı oyunlar için sadece iki kişi arkadaş olmamız yetmiyordu. Bir üçüncü kişi bizimle olsa biz dans ederken o şarkı söyleyebilir, o dans ederken biz ritm tutabilirdik.
Trencilik oynamayı denedik.
Tek yolculu bir tren çok eğlenceli değildi. Saz kedisi bu oyunlardan çok fazla hoşlanmadı. Ben de onun oyunlarını oynayamıyordum. İkimizin arkadaşlığı biraz komik görünüyordu. Bir ormanın içinde yeni bir arkadaş bulmanın olanaksız olduğunu ikimiz de bildiğimiz için birbirimize katlanıyorduk.
Uzun uzun yürüdük. O gün orada et ve balık artıkları bulabileceğimizi düşünüyorduk. Bahar bayramıydı ve insanlar çok fazla et ve sütle pikniğe geleceklerdi.
Piknik yapılan bir su kenarına geldik.

Tam bu sırada Çiçek’in anne ve babasını gördüm. Adeta ağlıyorlardı. Çiçeği kaybetmişlerdi. Annesi sazların arasını işaret ediyordu. Kimse oraya geçemiyordu. Sadece dizlerini döven insanların ne kadar üzüntülü oldukları belli oluyordu.
Suyun etrafı sazlarla çevrili, sazların arası da girilemeyecek kadar tehlikeli bir bataklıktı.
Çember:
-Sazların arasına girip küçük kızı bulmalı mıyım? Diye bana sordu.
Benim de gözlerim nemliydi.
-Lütfen lütfen bul onu, dedim.
Çember hızla bataklığa daldı.
Çok kısa bir süre sonra yabani saz kedisinin sesini duydum, “Miyav çiçek burada!” diye bağırıyordu.
Çiçeğin annesinin yanına koştum. Onu peşimden sürükleyecek hareketler yaptım. Herkes bataklığın o tarafına doğru hızla yürüdü.
Saz kedisi bataklığın içine nerdeyse gömülmek üzereydi. Çiçeği havada tutmaya çalışıyordu. Çiçek bir eliyle kedinin kısa kuyruğuna tutunmuş diğer eliyle sazları yakalamış batmamak için çabalıyordu.
O gün Çember ile birlikte Çiçeği kurtardık. Çiçeğin ailesi arkadaş olmamıza izin vermedikleri için çok üzüldüler.
O gün sevindirici bir haber aldık. Saz kedileri koruma altına alınmıştı. Nesilleri tükenmek üzereydi ve Çember gibi saz kedileri herkes için çok değerliydi. İnsanlar ona asla zarar vermez, üstelik de korumak için her şeyi yapabilirlerdi.
Çember zarar gelmeyeceğini anlayınca bizi yuvasına götürdü. Ben bile yuvasını o güne kadar görmemiştim. Yuvasında dört tane küçük yavrusu vardı tıpkı kendisine benziyorlardı.
Onları korumaya alan dernekteki yardımseverler bizi ödüle ve hediyeye boğdular. Saz kedisiyle arkadaş olmuştuk. Ona güven içinde olduğunu hissettirmiştik. Bir anda beş tane saz kedisi bulmamız önemliydi. Dünya zenginleşmişti.
Ertesi gün bütün gazetelerde fotoğrafımız vardı. Hem kahraman hem de ünlü olmuştuk.
Bir sonraki yıl meydana büyük bir heykel yaptılar. Çember ve yavrularının heykeliydi. Altında bizim isimlerimiz de yazıyordu.
Bana gelen diğer ödül de evime dönmek oldu. Ne de olsa ben bir ev kedisiydim, evime dönmek benim için en büyük ödüldü.

Friday, November 04, 2011

Koçluk Yazar Atşlyesi ve Yaz Kampları Bizi arayabilirsiniz 05336666903 filiztosyali@yahoo.com






MUTLULUĞU İSTEMEKLE BAŞLAYALIM
Mutluluğun değeri mutsuzluklar yaşanırken de düşünülmeli. Yaşantımıza çeki düzen vermeye karar verdiğimizde zaten karmakarışık olan yaşamımızı görebilir, eleştirebiliriz. Biz kendimize bir yaşam çemberi oluşturacaksak, oluşturmaya hazırsak mutluluğun önemi büyür. Yaşamımızda bir gözlem başlamıştır, yenilenmeye hazır olmamız da çok iyi bir adım atmamızı sağlar. Bizim hazırlayacağımız yaşam çemberi için bir yaşam koçundan destek almamız, bu işin eğitimini almışsak kendimizin yapması gerekir. Yaşam koçları bizimle yaptıkları konuşmalarla yaşam nedenimizi tek bir cümleyle bize tanımlatırlar. Uzun bir çalışmadır, bazen saatler sürebilir.
Siz bu eğitimleri almadığınız için daha basitleştirerek kullanabileceğiniz hale getirelim ve uygulayalım.
UYGULAMA:Çocuğunuzun bir sıkıntı, bir gerilim ya da istemediği bir şey yaşadığını düşünelim. İlk yapacağınız şey, “Anlat bakalım neler oldu, senin neyin var. Bak ben yanındayım. Bana her şeyini anlatabilirsin” olmamalı. Önce; “Konuşmak ister misin? Diye sorabilirsiniz. Bazen yanında olmanız bile onun kendini daha iyi hissetmesini sağlar. “Üzülme yavrum,” “ağlama yavrum” yerine, “Sen neşeli olacaksın” “Bunlar geçince bu olaylar yoluna girdiğini gördüğünde kendini nasıl hissedeceksin” diyerek onu düşünmeye zorlayın. “Yaşantında güzel olan şeyleri, seni mutlu eden şeyleri düşündüğünde neler yaşıyorsun.” “Seni ne olsa mutlu ederdi”. Sorularınızı peş peşe değil, her sorunun yanıtını aldıktan sonra sormaya çalışın. Onun sizden daha fazla konuşmasına fırsat verin.
Kendi merakınız ve kendinizin önereceği çözümler için konuşmayın. O kendi yolunu mutlaka çizecek. Az soru, çok dinlemeyle ancak onun ne yapması gerektiğini görmesine ışık yakabilirsiniz. Hele hatalarından hiç söz etmeyin. Sadece yaptığı güzel şeyleri hatırlaması için yanında olun. Yalnız kalmak isteyebilir, bırakın yalnız kalsın. Ama istediğinde sizi yanında bulacağını bilsin.
Kendiliğinden gelen ve yerleşen üzüntü, sıkıntı ve istenmeyen olaylara dayanma gücü yerine onları bedenimize ve ruhumuza zarar vermeden çıkarmak ancak kendi çabamızla olur. İstemediğimiz halde dışardan gelen bir şeyin, yerleşmesi gerçekten bir haksızlık gibi görünse de çaresinin bizim elimizde olması biraz bu haksızlığı hafifletebilir.
Çocuklarımıza küçük yaşta gerilimle başa çıkmayı öğretebiliriz. Örnek vermek gerekirse, spor yapma alışkanlığı vermeliyiz. Zorunlu olarak spor yapmaya başlanırsa, bir süre sonra spor yapmaktan vazgeçilir. Gerilimin yorgunluğuna bir de sporun yorgunluğu biner. Zaten o durumda başlayacak spor yarar sağlamaz, dahası da gerilime iyice sokar. Yaşamını düşünme şansı verirken de gerilimden uzaklaşılabilir. Zihnin kendinle uğraşması çok güzeldir. Vücut sever aslında, beyin hoşlanır kendine zaman ayırmayı. Ne yazık ki çoğu insan bunu o kadar az yapar ki. Kime böyle bir şey yaşayıp yaşamadığını sorsanız yüzünüze şaşkınlıkla bakar. Niçin sorduğunuzu anlatsanız size hak verir. Bilinmez, niye kendini bu kadar ihmal eder. İnsanlar kendi istek ve arzularını hep sona bırakırlar. Olmadık şeylerin peşinde koşarlar, yorulurlar, yürek tüketirler. Yıllarca bunun böyle olduğunu, ama 21. Yüzyılın insanın ruh sağlığına hizmet ettiğini, ülkemizin de dahil olup bir çok ülkenin ruh sağlığı için, kişisel gelişimi de kapsayan bütçe ayıracağını, söyleyebilirim. Kendimize önem vermenin önemini anladık.

Wednesday, November 02, 2011

KİTAP FUARI YİNE GELDİ HEPİNİZİ FUARA BEKLİYORUM

Siz de kendi kitabınızı hazırlamak istiyorsanız yazı atölyemizden yararlanmalısınız. Bizi arayabilirsiniz.
05336666903
filiztosyali@yahoo.com
Çocuklarınızı fuara götürmeden önce, fuarla ilgili bilgi verirseniz, fuarın çocuk için daha büyük bir anlamı olur.
Yazmak ve okumak yaşamımıza anlam katar.
SEVDİKLERİMİZİ TANIYALIM
Sevdiklerimiz ya içedönük yaşarlar ya da dışa dönüktürler. Hiç kimse dışa dönükler normal, içe dönükler normal olmaz gibi bir görüş ileri süremez. Sevdiklerimiz; ister içe dönük ister dışa dönük olsun, normal davranışlar sergiliyorsa bir sorun yoktur. İki tip insanın da normale yakın olan özellikleri varsa yaşamlarında bir sorun yok demeliyiz.
Genelde sevdiklerimizi, dost kazanması, sosyal olması için itekleriz. Bazen de biraz kendine yetmesini öğrenmesini bekleriz, ama onu içe dönük dışa dönük diye tanımlayıp; seçimi kendisine bıraktığımızda ne kadar rahat edeceğini, bizim de onunla daha güzel ilişkiler kurabileceğimizi hiç düşünmeyiz.
Herkesin ayni yapıda olması benzer yaşaması olanaksızdır. Bazen iki kardeş bile birbirine benzemeyebilir.
İçe dönük Yaşayanlar
Genelde başkalarını düşünerek yaşarlar. Onlarla geçinmek çok kolaydır. Kendilerini devamlı kontrol altında tutarlar. Bu tip insanlara psikolojide FLEGMATİK diye bir terim kullanılır. Belki onlarla eğlenceli bir yaşam geçirilmeyebilir, ama böyle biriyle anlaşmak kolay olabilir. Genelde sakin sessiz yapıda olan sevdiklerimizin, çocuklarımızın içe dönük olduğunu kabul etmeliyiz. Onlar için her olay ciddidir. Hareketsiz yaşamlarını kabul etmeliyiz.
Ben bazen, uzmanların kolaylıkla çözebileceği bir soruyu kendime sorarım; onlar sakin oldukları için mi içe dönüktür, ya da içe dönük oldukları için mi sakindir?
Onlarla yaşarken siz yanlarında çok rahat olabilirsiniz, davranışlarının getireceği bazı sonuçları da beğenmemeniz önemsizdir. Duygularınızı iyi kontrol edebilmeniz, belki de duygusal sorunlarınızı azalttığınız için sizi mutlu edebilir. Onların yanında ahlak kurallarının ayrı bir önemi vardır.
Hiç kimse dört dörtlük olamaz, dört dörtlük olmak için de sizin düşünceleriniz geçerli olmayabilir. Kendi çocuklarınızın bile nasıl bir kişilik barındıracağına siz karar vermemelisiniz. Normal olması, normal davranışlar sergilemesi sizin için yeterli değil mi?
Dışa Dönük Yaşayanlar
Bu özelliktekilere SANGEN sözcüğü kullanılır. Dışa dönük biri normal davranışlar sergiliyorsa sizi gülümsetebilir, eğlendirebilir. Bu özellikli sevdiği olanlar sık sık yakınabilirler, ama yaşatabilecekleri eğlenceli yaşamı unutmamaları gerekir. SANGEN özelliği olanların okumak ve çalışmakla pek ilgileri olmaz, yaşam şartları bunları okumaya ve çalışmaya zorlasa da hoşlanarak yapmazlar. Kurallar çoğu zaman onlara göre değildir. Çabucak kızabilirler, bunun yanında şakadan hoşlanırlar; gülmeyi eğlenmeyi severler. Sosyal, konuşkan biriyle beraber olan biri çok eğlenmez mi?
Dışa dönük yaşayanlar bazı işlerde kolaya kaçarlar. Canlıdırlar. Tasasız görünürler. Önderlik özellikleri de vardır. Çok konuşkandırlar, konuşkanlıklarıyla dikkati çekerler. Onların başarılı olacakları çok alanlar vardır. İster SANGEN ister FLEGMATİK olsun onlar bizim sevdiklerimiz, çocuklarımız ve akrabalarımız dışında; eşimiz ya da arkadaşlarımız, yaşamımızda seçtiklerimiz. Kişisel yapılarına göre normal davranışlar sergiliyorlar. Mutlu yaşasınlar, tehlikelerden ve zararlı etkileşimlerden uzak kalsınlar yeter. Onların normal davranışları daha ileriye gitmelerine; huzurlu ve mutlu yaşamalarına, mutlu etmelerine yeter diye düşünmeli.